Posts

Sesli Etkileşim: Clubhouse

2021’nin henüz ikinci ayında, dijitalleşmeyi doruklarda yaşarken neydi bu günlük alışkanlıklarımızın arasına giren sesli etkileşim platformu? Bir yandan esnek çalışırken, marketteyken, spor yaparken ya da arabayken dinlediğimiz, hatta birebir katılıp sesimizi duyurduğumuz yeni nesil bir sosyal ağ: Clubhouse.

Henüz ancak IOS kullanıcılarının davetiyeyle giriş yaptığı Clubhouse’la tanışma fırsatı olmamış okuyucularımıza kısaca aktarmak gerekirse: Clubhouse geçmişin radyo ve telsiz teknolojisinin günümüzün anlık ve dijital sesli iletişim yaklaşımıyla harmanlanarak dinleyici ve konuşmacıyla buluşmuş hali. Bu ne demek mi oluyor?

Clubhouse’da ilgi alanlarınıza göre birçok sohbet odasına giriş yapabiliyor, hem sektörel ve güncel konuşmaları takip edebiliyor, hem de daha hafif sohbetleriniz için arkadaşlarınızla buluşabiliyor, ya da yeni insanlarla tanışabiliyorsunuz. Deneyimlerin paylaşıldığı, yalın ve samimi bir ortam sunan Clubhouse, kullanıcıların birbirinden beslenmesine olanak sağlıyor. Bir yandan çalışma alanlarının geleceği konuşulurken, diğer yandan maç sonrası kritikleri yapılıyor. Aynı zamanda, politikaya yön veren gündem haberlerini takip ederken, izdivaç doğurabilecek tanışma odalarına da katılabiliyorsunuz.

Bizler de Şubat ayının ilk günlerinden beri Clubhouse’u gözlemliyor ve bu blog yazımız için düşüncelerimizi topluyorduk. Hatta Re-Set Workspace olarak İdil Türkmenoğlu moderatörlüğü ve Avi Alkaş ev sahipliğinde Re-Set x Clubhouse: Ofise dönmek ya da dönmemek, işte bütün mesele bu! sohbetini 610 kişinin katılımıyla birlikte gerçekleştirdik.

Avi Alkaş’ın da Clubhouse’un oldukça aktif, dinleyicilere umut ve esenlik veren bir kullanıcısı olduğunu sanıyoruz ki birçoğumuz keşfettik, heyecanla takip ediyoruz. Henüz dün başlattığımız Avi Alkaş ve Aret Vartanyan ile HAN’da Muhabbet serimizin ilk bölümü Clubhouse üzerinden gerçekleştirdik. Hayata, insana dair ne varsa samimi, ezber bozan, bizi geleceğe hazırlayan içeriklerle birlikte konuşuyoruz. YaşayAN’ların HAN’da buluştuğu HAN’da Muhabbet her Pazartesi saat 22.00’de Clubhouse’da.

Takip etmek için: Avi Alkaş @avialkas , Aret Vartanyan @aretvartanyan

Kendi tecrübelerimize dayanarak Clubhouse’un hem sektörel hem de bireysel kullanımı için bir analiz yaptık. Yazının devamında da okuyacağınız üzere bu yeni nesil platforma karşı duyulan heyecan an için yüksekken, uygulamanın hangi özelliklerini iyi ve kalıcı bulduğumuzu, hangilerinin ise alışılmadık ya da daha geliştirilebilir olduğuna dair yorumlarımızı sizin için derledik.


Clubhouse’da özellikle pandemi sürecinde hasret kaldığımız insan, birlikte paylaşmak, iletişim, ses unsuru ve anlık etkileşimin olması dikkat çekiyor. Platformla ilgili düşüncelerimiz yer yer farklılık gösteriyor. Bazen yeni bir sosyal mecranın doğuşuna şahit oluşumuzu gözlemliyor, bir alışkanlığın yerleşmesine eşlik ediyormuşuz gibi hissediyoruz. Bazenleri de “Clubhouse’un heyecanı bitti.”, diğer tüm sosyal medya hesaplarına anca zaman ayırabilirken “bu da nerden çıktı şimdi?” gibi düşünceler içerisinde kalıyoruz.

Clubhouse misyonunu şöyle tanımlıyor: Clubhouse’un tek bir topluluk değil, birbiriyle bağlantılı ve çeşitli topluluklardan oluşan bir ağ olduğu gerçeğini benimsiyoruz.

Anlık etkileşim (canlı)

Bu dönemde çok özlediğimiz canlılık unsuru, insan olmanın en kıymetli ve cana yakın hissettiren duygularından bir tanesi. “Ses” nasıl bir hayatiyeti ifade ediyor, yüreğimize dokunuyorsa, Clubhouse’un da aslında bu temel duyumuzu günümüz dijital dünyaya aktarması güzel bir yaklaşım. Bundan bir 10 yıl öncesinde (belki de hala) nasıl evde televizyonu “ses yapsın” diye açık bırakıyorsak, o hayatiyeti yaşatmak için belki de bu “yalnızlaştığımız” dönemden Clubhouse’un merhem olabileceği durumları gözlemliyoruz.

Erişilebilirlik

Şu an için sadece IOS kullanıcılarının erişim sağlayabildiği Clubhouse uygulamasına davetiye ile giriş sağlanabiliyor. Bu özellik kullanıcılar ve potansiyel kullanıcılar arasında bir gizem yaratıyor ve platforma katılmak, katılabilmek erişilmek istenen bir yetki haline dönüşebiliyor.

Bu yaklaşımla aynı zamanda Clubhouse’un topluluğunu organik bir biçimde oluşturmaya çalıştığını, kulaktan kulağa duyularak büyümeyi hedeflediğini söyleyebiliriz. Böylelikle platformdaki kullanıcıların ancak davet ettiği ikincil veya üçüncül yakınlarıyla saygı çerçevesinde bir topluluk oluşturma sürecini gözlemliyoruz.

Temel ihtiyaçları kapsayıcı bir yaklaşım

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi piramidinin yine aklımızın bir köşesinde olduğu bir gözlem daha… Hele ki bu pandemi sürecinde hepimiz az çok tüm ihtiyaçlarımızdan biraz feragat etmişken… Psikolojik ihtiyaçlarımızın, birlikte olmanın, ait hissetmenin, arkadaşlıkların, ilişkilerin eksikliğini biraz da olsa doldurmak için yeni nesil mekan ve araçlara ihtiyacımız oldu. Zoom uygulaması adeta hepimizin diline yerleşti, “Zoom yapmak” eylemi hayatımızın bir parçası oldu.  Clubhouse’un da son dönemde hızla ilgi görmesinin nedeninin, temel ihtiyaçlarımıza direk hizmet etmesi olduğunu söyleyebiliriz…

Fizyolojik gereksinimler, güvenlik, air olma, sevgi, saygınlık ve kendini gerçekleştirme gereksinimleri yeni dönemde Clubhouse’da “ses” buldu.

maslow hierarchy of needs pyramid ile ilgili görsel sonucu
Maslow’s Hierarchy of Needs Pyramid

İletişim (özlediğimiz sesli iletişim, aynı zamanda hem geleneksel hem fütüristik)

İletişim insan olmanın en temel ihtiyaçlardan, bizi biz yapan kıymetli unsurlardan bir tanesi. Sesin kullanımı ise aslında direk temel duyumuza hitap eden bir yolculuk sunuyor. Kitle iletişim aracı olarak tanıştığımız ilklerden biri telsiz, diğeri ise radyo. İşte Clubhouse bizce bu noktada yeni dönemde diğer platformlardan ayrışıyor. Çünkü geleneksel ve alışkın olduğumuz iletişimi aslında yeni nesil bir teknoloji ve erişilebilirlik ilkesiyle sunuyor. Böylelikle hem geleneksel hem fütüristik, hem bildiğimiz hem de geleceğin bilinmezliğine heyecan duyduğumuz bir ortam sağlıyor.

Sınırlar kalkıyor

Sınırları birkaç farklı bakış açısından inceledik:

  1. Clubhouse dilediğin zaman dilediğin yerden, dilediğin kişilerle, arzu ettiğin resmilik veya daha rahat bir sohbet ortamını, kullanıcının talebine göre, son derece kişiselleştirilmiş bir şekilde sunuyor. Sesini duyurma ve duyma eylemi hiç bu kadar kolay olmamıştı! Esnekliğin pandemi sonrası hayatımızda etkisi Clubhouse gibi mobil ve pratik çözümlerle devam ediyor.Bir odada kültür ve sanatın geleceği konuşulurken diğer odada yapay zeka konuşuluyor. Turizm ve perakendenin dönüşümüne ışık tutan konuşmacıların yanı sıra kişisel gelişim sohbetleri de katılımcılarını bekliyor.
  2. Aynı masada birlikte oturup konuşabilme fırsatımızın olmadığı kişilerle bir araya gelme şansı sunuyor Clubhouse. Konuşmacılara soru sorabilme, konuşmacıların büyük kitlelere konuşma arzusuna tekrar erişebilme durumu ve dinlemek/dinlemekten dolayı duyulan tatmin, farklı görüş sahipleriyle bir araya gelebilme fırsatı…
  3. Clubhouse herkese bir moderatör olma hakkı, konuşmacı, bilir kişi ya da dinleyici olma şansı sunuyor. Yaratıcılığını hızlıca hayata geçirebilen tüm kullanıcılar yayın yapmaya başlayabiliyor ve bu noktada herhangi bir teknik bilgi, sonradan düzenleme gibi ek adımlara gerek kalmıyor.
  4. Clubhouse topluluk önünde konuşma öz güvenini ve pratiğini arttırıyor. Aynı zamanda dinleme ve söz alma konusunda saygılı bir tavıra sahip olmanın de önemli olduğu bir mecra olduğunu düşünüyoruz.
  5. İş-yaşam dengesinde sınırlarımız artık kalmıyor. Pandemiyle birlikte halihazırda kaybettiğimiz mekan ve zaman dağılımı, maalesef Clubhouse’da da dağınık bir halde.
  6. Hızlı yaşamlarımızın arasında bir de Clubhouse’u takip edeceğim derken bazen ANda kalmayı unutabiliyor, bir anda birden fazla iş yaparken odağımızı dağılmış halde bulabiliyoruz. Kendimize, ailemize, arkadaşlarımıza ve sevdiklerimize kıymetli zamanımızı ayırmak isterken, benliğimizi Clubhouse odalarında sohbet ederken yakalıyoruz.
  7. Canlı yayın olmasına rağmen sonuçta bir basın-yayın kanal veya aracının sunacağı resmiyete Clubhouse’da her zaman rastlanmıyor. Bu noktada hazırlıksız olarak yayın yapan moderatörlerin ve konuşmaların program akışlarında içerik ve süreç boyunca da yer yer aksamalar ve ciddiyette azalmalar gözlemleniyor.
  8. Her odada moderatörlerin bir altında, öncelikli olarak moderatörlerin birincil takip ettiği kullanıcılar, ardından diğer dinleyiciler yer alıyor. Bu her ne kadar bazılarına göre hiyerarşik görünse de, aslında LinkedIn’deki 1st, 2nd bağlantı türüne benzerliği olduğu söyleyebiliriz. Böylece konuşmacıların da kendi ağlarından davet edebileceği konuyla ilgili kişiler öne çıkarak, çoklu bir paylaşım sürecine ortam sunuluyor.
  9. Clubhouse uygulamasının ana sayfasında dolaşan bir kullanıcı, takip ettiği diğer kullanıcıların hangi odalarda, ne dinlediğini görebiliyor. Bu hem şeffaflık sunarken, aynı zamanda da kişiye ait dışarıya açık olarak bir veri paylaşımına sebep oluyor. Spotify’da da arkadaşlarının ne dinlediğini görebilme özelliği varken aynı zamanda bunu kapatma imkanının sunulması gibi bir ek seçenek Clubhouse’da neden olmasın?

Clubhouse’un platform olarak motivasyonları nedir diye düşünürken Yüce Zerey’in LinkedIn üzerinden paylaştığı bu şemaya denk geldik ve bizce konuyu kapsamlı bir şekilde özetliyor.

Yüce Zerey, LinkedIn Paylaşımı

Çalışma Alanlarında İnsan Odaklı Tasarım

2021’e güzel umutlarla, heyecanlarla başladık. Yeni yılın ilk ayı hepimizi motive eden, belki de yeni başlangıçlar için kendimize hedefler koyduğumuz bir süreç oluyor.

Evden çalışmaya doyduğumuzu hissettiğimiz anlarda da alternatif çalışma alanları arayışı hepimizin gündemine giriyor. Sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyacağımız haber: HAN Spaces olarak dünyanın önde gelen ofis tasarımı topluluğu Office Snapshots’ın “2020’nin En Popüler 25 Ofisi” listesindeyiz!

Yazının devamında bahsedeceğimiz insan odaklı tasarım prensiplerine ilaveten HAN’ı deneyimlemek ve bir kahvemizi içmek isterseniz sizi HAN Levent’e bekleriz. Randevu almak için bizimle 0212 807 0867 ya da hanspaces.com/iletisim üzerinden iletişime geçebilirsiniz.


İnsanı merkeze aldığımızda, verimlilik tanımımız da değişiyor. Çalışma hayatındaki verimliliği basit bir girdi – çıktı denkleminden çıkardığımızda ve mutluluk, rahatlık, paylaşım gibi soyut faktörleri de işin içine kattığımızda insan için dengenin önemiyle karşılaşıyoruz. Bu dengeyi sağlayabilen ofislerin yeni dönemde verimli olacağını söyleyebiliriz. Avi Alkaş’ın İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden Nurdan Tekeoğlu’yla birlikte gerçekleştirdiği Yeni Dönemin Yeni Mek”AN”ları sohbetini de izlemek isterseniz, aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz.

Konvansiyonel ofislerden flex çalışma alanlarına geçiş bir anda veya tamamen olmayacak. Hibrit bir çalışma modelinin büyük kurumlar tarafından benimseneceğini öngörüyoruz. Hibrit çalışma modeline göre şekillenecek olan yeni ofis tasarımlarında başta ofis mobilyaları olmak üzere kullanılacak tüm malzemelerin de yine insanı odağına alan, ruh, beden ve akıl sağlığının dengesini hedefleyen nitelikte olması hem çalışanın motivasyonla ofise gelmesini hem de kurum kimliğinin ve kültürünün daha paylaşılır ve görünür kılmasını sağlayacağını öngörüyoruz.

Bir çalışanın şirketine bağlılığına ya da performansına etki eden birçok sebep var ve çalışılan fiziksel ortamın elverişliliği de bunlardan biri. Çevrenin bir bütün olarak düşünülüp iç mekanları oluşturan tüm elemanların birbiriyle uyumlu olacak şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Elemanların biçimsel ve işlevsel değerlerinin yanında tüm renk ve doku değerleri de birbirinden bağımsız olarak düşünülmemeli. Aydınlatma, havalandırma, iklimlendirme gibi konfor şartlarının da katkılarıyla oluşacak çevre değerlerinin, insan psikolojisi ve davranışlarını yönlendirdiği göz önünde bulundurmalıyız.

Görsel, işitsel ve mekansal özellikleri içeren fiziksel çevre ile insanlar arasındaki ilişki türlerini, toplumsal ve kültürel yapıya ilişkin özellikleri içeren toplumsal çevre karşılıklı olarak birbirini etkileyip değiştirmektedir. İnsan odaklı çevreler yarattığımızda yalnızca fiziksel çevreler değil, aynı zamanda insanın bulunmaktan keyif aldığı alanlar yaratılır.

Fiziksel koşullar, mekansal, boyutsal, akustik ve güvenlik gibi temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik boyutları içerirken; psikolojik koşullar kullanıcıların algılama, seçme, karar verme, aidiyet gibi süreçleri ile ilgili boyutları içerir. Sosyal koşullar ise tüm kültürel ve sosyal değerler ile teknolojik ve ekonomik boyutların mekan içindeki harmonisidir.

İnsan Odaklı Tasarım

Dengeli bir yaşam sürebilmek ve sağlıklı bir şekilde devam edebilmek için bedenimizin, ruhumuzun ve zihnimizin dengede olması gerektiğini biliyoruz. Bu yüzden insanı odağımıza alarak ürettiğimiz çözümlerin sürekliliğine inanıyoruz. Çünkü insan kendini güvende hissettiği zamanlarda ve mekânlarda olmak istiyor.

Pandemi sonrası işe dönüşte, ofislerde yeni önceliğimiz “enfeksiyon kontrolü”. Çalışanların iş alanlarında kendilerini güvende hissetmesi işe dönüş sürecinde esas kabul ediliyor. Kısa vadede çalışanların dönüşümlü olarak ofise gitmesi ve böylece insan yoğunluğunun azalması, mevcut mobilyaların minimum maliyetlerle yeniden yapılandırılması, kişisel hijyene daha fazla önem verilmesi ve insan sirkülasyonunun fazla olduğu alanların yeniden düzenlenmesi gibi önlemler öne çıkıyor.

Çalışma alanlarında dengeyi sağlamak önemli ancak bu dengeyi devam ettirecek sürdürebilir çözümleri uygulamak ve güncel tutmak daha da önem kazanıyor. Çalışanın sağlığına önem veren WELL Bina Standartları, çevreye duyarlı Yeşil Binalar bu dönemde daha da ön plana çıkacak.

WELL Standartları

WELL Bina Standardı, bina kullanıcılarının fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlığını koruma ve iyileştirme amacıyla binalara uygulanacak tasarım, inşaat ve işletme stratejilerini ve kriterleri tanımlamaktadır. WELL Bina Standardı, binaları fiziksel olarak sağlıklı ortamlara dönüştürmesinin yanında bina kullanıcılarına sunduğu sağlıklı tercihlerle kullanıcıları yaşam şekillerini olumlu yönde değiştirmelerine teşvik etmektedir. WELL sertifikalandırma sistemi bina projelerine uygulanan 7 temel standart vardır:

  • İç mekan hava kirliliğine yol açan kirletici kaynaklarını minimize ederek ve optimum iç ortam hava kalitesini zorunlu kılarak bina kullanıcılarının sağlığını korumasına ve iyileştirmesine destek olur.
  • Uygun filtreleme teknikleriyle ve düzenli yapılan testlerle bina kullanıcılarının güvenli ve temiz içme suyuna ulaşmalarını sağlar.
  • Bina kafeteryalarında veya büfelerinde taze, tam tahıllı yiyeceklerin bulunmasını teşvik ederken, katkı maddeleri içeren ve işlenmiş sağlıksız yiyeceklere sınırlama getirir. Bina kullanıcılarının sağlıklı yemek yeme alışkanlığı edinmelerine yardımcı olur.
  • Vücudun sirkadyen ritmine (güneşe duyarlı 24 saatlik metabolik döngü) uygun aydınlatma uygulamaları ile üretkenliğin artmasını sağlar, uyku kalitesinin iyileşmesine destek olur ve ihtiyaç duyulan mahallerde uygun görüş netliği sağlar.
  • Aktif yaşam tarzını destekleyen uygulamalarla fiziksel aktiviteyi günlük yaşantının bir parçası haline getirir.
  • Dikkat dağıtıcı unsurları ortadan kaldıran, yaratıcılığı artıran ve konforlu iç mekanlar yaratarak bina kullanıcılarının bulundukları mekanlardan keyif almasını sağlar. Ofislerde çalışanların iş verimini artırarak, işe devamsızlığı azaltır.
  • Bina tasarımında ve işletme sürecinde bina kullanıcılarının zihinsel ve duygusal sağlığını iyileştirici uygulamaları teşvik eder.

Sürdürülebilir Binalar

Ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamımız doğanın bize sunduğu değerler üzerinde yükseliyor. İnsan sağlığının doğamızın ve diğer türlerin sağlığı ile bağlantılı olduğu gerçeğini kabul etmemiz ve buna göre hareket etmemiz gerekiyor. Bir an önce ekonomik desteklerin doğa üzerinde zararlı etkileri olan yatırımlardan sürdürülebilir üretim ve yeşil ekonomiye kaydırılması; enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, elektrikli ulaşım gibi sürdürülebilir yatırımların önceliklendirilmesi yani yeşil iyileşmeye yönelmemiz şart.

Unutmayalım ki sağlıklı ekosistemler olmadan başarılı bir ekonomik sistemin varlığı da mümkün değil. İklim değişikliği, enerji güvenliği ve doğal kaynakların tahribatı gibi konular şirketler için büyük riskler ortaya çıkarıyor. Bazı şirketler şimdiden stratejilerini sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik ilkeleriyle uyumlu hale getirmeye başladı. Kurumların eski iş yapış biçimlerinden, yatırımların doğaya bütüncül etkisini gözeten bir bakış açısına geçmesi kritik önem taşıyor. Artık iş dünyası “Nasıl zarar vermeden üretebilirim?” sorusunu sormalı, çok daha az zarar vererek, “Doğal kaynaklar üzerindeki etkimi, ekolojik ayak izimi nasıl en az yarı yarıya azaltabilirim?” diye düşünmeli.

Binalar, çevre üzerinde doğrudan ve dolaylı kapsamlı etkilere sahiptir. Binalar inşaat, kullanım, yenileme, yeniden kullanıma hazırlama ve yıkma işlemleri sırasında enerji, su ve hammaddeleri kullanır, atık üretir ve potansiyel olarak zararlı atmosferik emisyonlar yayar. Bu gerçekler, binaların sürdürülebilir tasarım yoluyla doğal çevre üzerindeki etkisini azaltmaya yönelik yeşil bina standartları, sertifikaları ve derecelendirme sistemlerinin oluşturulmasını sağlamıştır.

Sürdürülebilir tasarıma doğru yöneliş, İngiltere’de ilk yeşil bina değerlendirme sistemi olan BREEAM’in (Building Research Establishment’s Environmental Assessment Method) oluşturulmasıyla 1990’lı yıllarda arttı. 2000 yılında ABD Yeşil Bina Konseyi USGBC, LEED (Leadership in Energy and Environmental Design) yeşil bina değerlendirme sistemi aracılığıyla binaların çevresel performansını iyileştirmeyi amaçlayan kriterleri hazırladı, geliştirdi ve onayladı. İlk çıktığından bu yana, LEED ön plana çıkmaya ve mevcut binalarda ve tüm mahallelerde değerlendirme sistemlerine yer vermeye devam etti.

Yeşil binalarda en dikkati çeken standartlar şöyledir:

  • Azaltılmış su kullanımı
  • Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kullanımı
  • Çevreye duyarlı malzeme ve kanyak kullanımı
  • İç hava kalitesinin düzenlenmesi

Yeni dönemde alınacak önlemlerin iletişim dili ve biçimi de çok önem kazanıyor. Ofis içlerinde yerini alacak birçok uyarı ya da bilgilendirme panolarının da belli standartlarda uygulanması gerekecek.

Yeşil Ofis

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Yeşil Diploma Programları (Yeşil Ofis ve Yeşil Nesil Okul) ile kurumları doğa dostu tercihler yapmaya teşvik ederek ofislerin ve okulların ekolojik ayak izlerini azaltmayı hedeflemektedir. Böylelikle enerji tüketiminden su tüketimine, atık yönetiminden satın alma süreçlerine kadar çok önemli başlıklarda yol haritası çizilmesine katkı sağlamaktadır. Yeşil Ofis programı, ofis uygulamalarıyla ekolojik ayak izi azaltmanın yanında, kurum personeline de bu yaklaşımı benimsetmeyi ve çarpan etkisini artırarak bu aksiyonları evlerine de taşımalarını amaçlıyor. 2011 yılından bu yana yürütülen program, Türkiye genelinde 100 ofisi ve 15 binin üzerinde çalışanı kapsıyor. Ofis binasının sürdürülebilir olmasından bağımsız olarak bina içerisinde yer alan ofisler de kendi karbon ayak izlerini azaltmak ve çalışanları ile birlikte pozitif etki sağlamak amacıyla Yeşil Ofis programlarını hayata geçirebilirler.

Erişilebilirlik

Engellilerin yaşama ve iş gücüne katılması için ofis binalarının, çalışma alanlarının, bunun da ötesinde kentin ve mekanların erişilebilir olması, eski yapılarda da bu adaptasyonun sağlanması son derece önemli.

Çalışma alanlarının engellilere uygun şekilde düzenlenmesi her anlamda kent yönetimi, binalar ve kurumlar için öncelik olmalıdır. Pandemi sonrası ofise dönüşte de önlem ve yönlendirmelerin engellilere uyumlu tasarlanması dikkate alınması gereken bir konudur.

Yeni dönemde alınması gereken tasarım fikirleri ve çözüm önerilerinin devamını okumak için raporumuzu aşağıdaki bağlantı üzerinden indirebilirsiniz.

www.resetworkspace.com/rapor

Z Kuşağı Gözünden Yeni Dönem Beklentileri

2021’e girmeden önce ekibimizden Z kuşağı yazarımıza sorduk:

Yeni dönemde Z Kuşağının Alışkanlıkları ve Beklentileri Nelerdir?

Hepimizin ilk defa deneyimlediği bu süreçte gençlerin, üniversite öğrencilerinin, yeni mezunların, iş başvurusu sürecinde olanların ya da henüz işe başlayanların hayatlarında ve rutinlerinde ne gibi değişiklikler oldu, ya da olmaya devam ediyor?

Sanırım öncelikli olarak Z kuşağı derken kimlerden bahsettiğimizi kısaca açıklamakta fayda var. Tam olarak sınırları keskin olan bir demografik grup olmasa da 90’lı yılların sonları ile erken 2000’li yıllar arasında doğan, işte o kuşak!

Uzaktan çalışmanın, online ders/iş/toplantı takibinin ve yürüttüğümüz tüm dijital proje planlama süreçlerinin artık hepimizin alışkanlığı, hatta zaman zaman tercihi haline dönüştüğü bir dönemdeyiz. Bu dönüşümde kurumların da – özellikle dijital olarak – kendilerini güncellemelerinin oldukça önemli olduğundan bahsediyoruz. Peki Z kuşağı için de aynı durum söz konusu mu? Bu çağın insanı olarak bizlerin de sahip olmadığı ya da öğrenmemiz gereken başka iş yapış biçimleri var mı?

Mekandan bağımsız çalışmayla birlikte iş hayatına yeni atılan ya da atılmak için hazırlanan gençler öğrenme süreçlerini bir süredir Zoom üzerinden tamamlıyor. Bir rol model ya da gerçek hayatta, sahada takım çalışmasını deneyimlemeden bunu uzaktan öğrenmenin aslında zaman zaman zorlayıcı olduğu ve desteklenmesi gerektiği bir dönem. Çalışma alanlarında farklı iş kollarında gözlem yapabilme, yöneticilerle dirsek temasında çalışabilme, modelleyerek öğrenme dönemi artık dijitalleşiyor. Fakat dijitalleşirken bazı noktaları yeteri kadar tecrübe edemiyor, belki de öğrenme sürecimizi ancak belirli bir yetkinliğe kadar tamamlayabiliyoruz.

Bugüne kadar üniversite sınavları, üniversite süreci, stajlar ve yarı zamanlı işler kapsamında evden çalışma hayatımızda halihazırda yeri olan bir kavramdı. Özellikle okulda aldığımız eğitimin üzerine okul sonrası ek çalışmalar, etüt saatleri, kişisel gelişim aktiviteleri vb. kapsamında mekândan bağımsız çalışma alışkanlığımızı devam ettiriyorduk. Fakat hedefe yönelik, belirli bir amaç için ortaya koyulan emeğin belirsizlik sürecinde aynı oranda gösterilmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım mı? Belirsizliğin, gri alanın içerisinde yolumuzu bulmanın zorlayıcı fakat öğretici olduğu ama aynı zamanda da ne zaman biteceğini öngöremediğimiz bir süreç… Peki tüm bu gözlemlerimiz, deneyimlerimiz, yaşadıklarımız ve hissettiklerimiz konusunda tercihlerimizi ve hayat standardımızı nasıl belirleyeceğiz?

Bu yazıyı bir araya getirme sürecinde okuduklarıma ve deneyimlerime ek olarak bir de arkadaşlarıma sordum: Yeni dönemde çalışma/yaşam ve iş-hayat dengesi hakkında sizin aklınıza gelen ilk soru nedir? Gelen cevapları da göz önünde bulundurarak, yazının tümünde bir görecelilik anlayışını olduğunu ve okuyucular üzerinde bir farkındalık ve alternatif düşüncelere yer verme konusunda bilinç yaratacağını öngörüyorum.

WhatsApp üzerinden kısaca yaptığımız beyin fırtınası şu şekilde gelişti:

  • Esnek çalışma ve kısaltılmış çalışma saatleri diyoruz fakat evden çalışırken sınırları pek koruyamadığımız için aslında “overtime” (fazla mesai) yapmış olmuyor muyuz?
  • Günümüz ekonomisinde ailemizin bizleri alıştırdığı standartları, bizler çalışmaya başladığımızda kendimize sağlayabilecek miyiz?
  • Evden çalışma/online çalışma uzun vadede devam ederse veya benimsenirse bu, iş hayatlarımızın sosyal yanını nasıl etkileyecek?
  • Politik veya toplumsal belirsizlik dönemlerinde hayata atılmanın beklenmedik getirileri olabilir mi?
  • Neden kalıplar halinde düşünüyor ve bu yeni yüzyıla ait yeni fikirler üretmeye çalışmıyoruz da eskiden söylenmiş olanları değerlendirmeye alıyoruz?
  • Teknolojiye bakış açımız nedir?

Dijital dönüşüme adapte olmak bizim için pek fazla zor olmadı, zaten sıklıkla ailemiz ve arkadaşlarımızla “FaceTime yapmaya” alışkın değil miydik?

Şehirde ve yakın mesafede yaşasak bile zamansızlık, yüksek tempo ya da daha hızlı bir iletişim akışı için görüntülü konuşmayı ya da sosyal medyayı tercih ediyorduk. Bu rutini gündelik yaşam döngümüzden iş veya akademik alışkanlıklarımızın içine de entegre ettik. Bir süredir herkesin verdiği örnek: üstümüzde gömlek, altımızda pijama ile karmaşık “iş yapış modası” içerisindeyiz. Sınırların aslında kalktığı, mekândan bağımsız her şeyi her zaman yapabildiğimiz ve yaptığımız bir dönemdeyiz. Bu ne kadar doğru ne kadar verimli ya da sağlıklı tabii ki tartışılabilir.

Artık sınırlarımızı korumak için bizim karar vermemiz ve bunu dile getirmemiz gerekiyor.

Her zaman ulaşılabilir olma hali sınırlarımızı korumamıza ne kadar yardımcı oluyor? Y da belki bu sınırsızlık ya da esnek olmaya elverişli bakış açısı Z kuşağının hoşuna mı gidiyor? Bir kurum ya da otorite baskısı olmadan çalışmak, üretmek, istenilen zamanda çalışabilme özgürlüğü verimli olmanın temel göstergeleri olabilir mi? Tüm bu soruların cevapları tabii ki herkese göre farklılık gösteriyor ama görsel bir şekilde ifade etmek gerekirse, bir jöle gibi hem her kalıba uyum sağlayabiliyor hem de pastanın katmanlarını bir arada tutabilmek adına birleştirici özellik gösteriyoruz.

Takım çalışmasını, beraber olmayı, birlikte paylaşmayı ve başarmayı çok özledik. Fakat rekabet ve iş birliği yapma arasındaki sınırı nasıl çizeceğiz?

Uzaktan, belki de fiziksel olarak henüz tanışmaya fırsatımızın olmadığı çalışma arkadaşlarımızla nasıl bir takım çalışması yönetmemiz bekleniyor ya da bu beklentinin kurallarını bizler koyup mu hayata geçiriyoruz? Harvard Business Review Türkiye, Eylül 2020 sayısında okuduğum üzere “zorlaşan şartlar ve artan rekabet gençleri biraz daha içine kapanmaya itiyor gibi görünüyor. Kurumlar da henüz gençlere kendilerini anlatma ve değer önermelerini tam olarak yansıtma konusunda yeterince iyi performans ortaya koyamıyor.” Bu noktada Z kuşağına rekabet ve iş birliği yapma arasındaki farkı ve aynı zamanda bu iki kavramın birbirini destekleyici unsurları öğretmek gerekiyor diye düşünüyorum. Organik bir birliktelik yaratmak adına her iki açıdan da sürecin yöneticiler tarafından desteklenmesi önemli. Avi Alkaş’ın bizlerle son dönemde sık sık paylaştığı gibi “rekaber” hareket etmemiz gereken bir dönemdeyiz. Yolun sonunu kimsenin tam olarak net göremediği bu günlerde beraber bir şekilde rekabet etmek, birbirimize destek olmak oldukça önem taşıyor.  Her ne kadar uzaktan çalışabiliyor, her gün belirli bir kıyafet zorunluluğu olmadan toplantılarımıza katılabiliyor olsak da, HAN Spaces’de de bahsettiğimiz üzere, teknolojiyi ve esnek çalışmanın kazanımını, birlikte ve beraber olmaya tercih etmemeliyiz.

Bu noktada da yeni dönemin hibrit çalışma modeli devreye giriyor. Uzaktan ve ofisten çalışmanın arasında konumlanan bu model aslında yeni nesil için oldukça avantajlı. Her iki çalışma düzeninin hedef kitleleri ayrım gösterirken aynı zamanda kesişim kümeleri de mevcut. Bu şartlar altında, verimi yüksek tutmak adına hibrit bir geleceğin varlığını yadsıyamayız. Böylelikle belirsizlik döneminde bile iki tip çalışanı mutlu edebilmek üzere orta yolu tercih edilebilir ve daha geniş bir kitleye elverişli standartlar sunulabilir.

Verimlilik demişken, artık iyi bir odaklanma ile kısa sürede yapılacak listemizden daha fazla maddenin üzerini çizebildiğimizi fark ettik. Finlandiya başbakanı Sanna Marin’in de desteklediği üzere günlük 8 saatten az çalışmak, artan üretkenlikle dengelenebilir. Fakat bu dengeyi henüz kurmakta zorlanan bir genç kesimin varlığını da göz ardı edemeyiz. Evden çalışmakta, odaklanmakta zorlanan gençler ortak çalışma alanlarına, sosyal dayanışmaya ve atmosfer değişikliğine ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden iş birliğini, ortak çalışmayı, arkadaşlığı ve dayanışmayı destekleyecek “flex space”ler aslında günümüzün yükselen modern yaşam trendleri arasında.

Doğru iletişim ve iyi bir liderlik

Belirsizliğin bu kadar ön planda olduğu bir süreçte henüz tecrübesiz adayların kurumlar tarafından desteklenmeye ihtiyacı oluyor. İletişimin neredeyse hiç kesilmediği ve kalitesinin önemini oldukça iyi anladığımız bir çağdayız. Online olarak bu kadar erişilebilirken karşılaştığımız pürüzleri en aza indirebilmek için iletişimde empatinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Daha duygusal ve alışılagelmedik bir süreçte olduğumuz için liderlerin ekipleriyle kuvvetli bir iletişim akışı içerisinde olması hem motivasyon hem de verimlilik için önem taşıyor. Z kuşağı daha çevik ve hedefe yönelik hareket edebilmek için net bir yönlendirme bekliyor. Fakat aynı zamanda yaratıcılığın ve özgün dokunuşların yapılan işe aktarımı için bu yönlendirmenin liderler tarafından kısıtlayıcı değil, destekleyici olması gerekiyor.

Duyguların da ön planda olduğu bu yeni dönemde; odaklanma, iyi olma hali, beden ve zihin sağlığı konusunda hepimizin desteğe ihtiyacı var. Z kuşağının belki henüz tecrübe ettiği bazı rutinler de bu açıdan desteklenmeli. Kurumların İyi Olma Hali – Wellness alanında çalışanlarına belirli aralıklarla eğitimler, bireysel destek alabileceği platform ve hizmetler sunmasının son derece değerli bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Mindfulness – Farkındalık pratikleri artık günümüzde hepimizin erişebileceğiz kaynaklar üzerinden paylaşılıyor. Practical Mindfulness: A step-by-step guide kitabında da yer aldığı üzere, İyi Olma Hali’nin bileşkesinde daha iyi iletişim kurabilme, hedefe yönelik ilerleyebilme, daha iyi bir bilgi birikimi, iyi bir dinleyici olma, kaygı ve endişenin azalması, daha sıkı bir konsantrasyon ve karar verme becerisi gibi alt başlıklar yer alıyor.

Şimdi ise artık 2020’nin bize kattığı bu her alanda büyüme ve kişisel gelişim duygu ve yetkinliklerini hatırlayıp, yeni yıla sağlıkla başlama vakti. 2020’den öğrendiğimiz, 2021’in bize öğreteceği daha çok şey var! İnanıyorum ki yeni yıl, bizlere deneyimlediğimiz tüm bu süreçlerin üzerine koyabileceğimiz bir alan açacak ve zamanı gelince tekrar birlikte sofralara oturduğumuz, sarılabildiğimiz, çekinmeden seyahat edebileceğimiz güzel AN’lar getirecek.

Yeni yılın sizlere sağlıklı, huzurlu ve mutlu AN’lar getirmesini diliyor, umut ve heyecanınıza gönülden eşlik ediyoruz.

Sevgilerimizle,

Re-Set Workspace, 2020

RE360 Gayrimenkulün Büyük Buluşması

RE 360 Gayrimenkul’ün Büyük Buluşması, bu yıl online olarak Digital Network Alkaş platformunda gerçekleştirildi. Gayrimenkul sektörünün buluşma noktası ve alanında uzman profesyonellerin yer aldığı oturumlarda, Dr. Fatoş Karahasan moderatörlüğünde sektör paydaşlarıyla verimli ve etkin, 3 günlük bir konferans programını takip ettik. Sektörün önde gelenlerini ve izleyicileri yeni dönemde dijital olarak bir araya getiren Digital Network Alkaş platformu, gayrimenkul sektörünün buluşmasına ve iş birliği fırsatlarına alan açtı.

Dijital Sahne üzerinden konuk olduğumuz bu konferanslardan bir araya getirdiğimiz bloğumuzu keyifle okumanızı dileriz.

Katılımcılar:

Dr. Fatoş Karahasan, Filippo Rean, Greg Clark, James Brown, Brian Solis, İbrahim İbrahim, Avi Alkaş, Encan Aydoğdu, İrem Yücel Kaymak, Özen Kuzu, Pelin Akın Özalp, Yulia Stepanova, Nail Olpak, Akan Abdula, Maria Vassilakou, Merter Özay, Gizem Burteçin, Bülent Gürcan, Dr. Rıza Kadılar, Ersun Bayraktaroğlu, Neşecan Çekici, Firuz Soyuer, Fazıl Oral

Oturumlar:

  • Covid-19 Sonrası Geleceğin Şehirleri ve İstanbul İçin Fırsatlar
  • Pandemi Sonrasında Gayrimenkul Dünyasını Neler Bekliyor?
  • Dijital Dönüşüm ve İş’in Geleceği
  • Yeni Dünyada Kazanmak İçin 4 Yapıtaşı
  • Avi Alkaş Yönetiminde Sektör ve Yatırımcılar Paneli
  • Algoritmalar Devrinde Pandemi
  • Viyana’nın Dönüşüm Yolculuğunda Neler Yaşandı? Akıllı Bir Şehir Koronavirüs ile Nasıl Mücadele Ediyor?
  • Yeni Dönemde İş Hayatı, Çalışma Düzeni
  • Gayrimenkul’de Gelişen Trendler, 2021
  • Vitrivius’tan Toki’ye Temel ve Kaide

Portland Yönetici Direktörü İbrahim İbrahim’in yeni dönem terimleriyle dolu konuşmasını ve sunumunu çok beğendik. VUCA World kavramıyla giriş yaptığı sunumuna V: Volatility, U: Uncertainty, C: Compleity, A: Ambiguity terimleriyle içinde bulunduğumuz dönemin uçucu, bilinmezlik içeren, karmaşık ve belirsiz bir süreç olduğunu kabul ettik. Bu süreci iyi anlayarak yeni döneme uygun konsept ve kavramların desteğiyle hızlanmak ve  AN’da kalabilmek konusunda umudumuz yüksek. İbrahim İbrahim’in İngilizce olarak paylaştığı sunumundan aklımızda kalan ve paylaştıkça hayatımıza yerleştirebileceğimiz terimleri sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bu terimler arasında yeni döneme uygun yaşam tarzları, mekan ve iş tanımları, yönlendirici konseptler ver alıyor.

  • Phsyical and Digital Design (Fiziksel ve Dijital Tasarım)
  • Culture – People – Place – Story – Space – Environment (Kültür, İnsan, Mekan, Hikaye, Alan)
  • Easy, simple, convenient (Kolay, sade, elverişli)
  • Just-in-time living (Anda yaşama)
  • Creating value by stripping out complexity (Karmaşıklığı ortadan kaldırarak değer yaratmak)
  • Reconnecting our community (Topluluğumuzla yeniden bağlantı kurmak)
  • Meaning, belonging, sharing (Anlam, aidiyet, paylaşım)
  • Participation is the new consumption (Katılım yeni tüketim)
  • Shift from commodities to communities: hospitality, co-working, co-living, resi-retail (Mallardan topluluklara geçiş: misafirperverlik, birlikte çalışma, birlikte yaşama, konut-perakende)
  • Spaces to be (Olması gereken alanları)
  • On-demand spaces (İsteğe bağlı alanlar
  • Place Curator (Mekan Küratörü)
  • Channels of distribution changes to moment of experience (Dağıtım kanallarının deneyim anına göre değişmesi)
  • Immersive, enriching, smart, healthy (Sürükleyici, zenginleştirici, akıllı, sağlıklı)
  • Learning, experience, local, live (Öğrenmek, deneyimlemek, yerelleştirmek, yaşamak)
  • New value is about authenticity (Yeni değer özgünlükle ilgili)
  • The importance of personalization (Kişiselleştirmenin önemi)
  • Wellness is no longer a category: welness must be within the DNA (Wellness artık bir kategori değil, wellness DNA’nın içinde olmalı)
  • Unexpected, unknown, ephemeral, imperfect (Beklenmedik, bilinmeyen, kısa ömürlü, kusurlu)
  • More natural, softer, domestic, no hard/fixed architecture (Daha doğal, daha yumuşak, yerli, sert / sabit mimari yok)
  • Public Realm Activation: Health & Wellness, Hospitality, Work, Making, Residential, Education – activating the realm by connecting these terms (Kamusal Alan Aktivasyonu: Sağlık ve Zindelik, Ağırlama, İş, Yapım, Yerleşim, Eğitim – bu terimleri birbirine bağlayarak alanı harekete geçirmek)

Speak like a magazine (Bir dergi gibi konuşun)

Change like a gallery (Bir galeri gibi değiştirin)

Engage like a show (Bir gösteri gibi etkileşim kurun)

build Loyalty like a club (Bir kulüp gibi sadakat oluşturun)

Share like an app (Bir uygulama gibi paylaşın)

Seed like an incubator (Bir kuluçka makinesi gibi tohum verin)

Connect like a community (Bir topluluk gibi bağlanın)

Those who make it happen > Those who let it happen > Those who wonder what happened (Yapanlar > Olmasına izin verenler > Ne olduğunu merak edenler)

Mekanların inşalara huzur ve mutluluk vermesine odaklandığımız, odağımızı insana, toplulukların önemine ve deneyime çevirdiğimiz bu dönemde Avi Alkaş’ın bir benzetmesi bizi her zaman umutla dolduruyor.

Aşure birbirine benzemeyen malzemelerin bir araya gelmesiyle çok özenli bir birliktelik oluşturuyor. Aşure bir karışım noktası: farklı kültürlerden gelen bir karışım. Farklı sektörlerin birlikte çalıştığı, birbirine benzemeyen insanların birlikte paylaşarak sentezlediği, birbirini desteklediği bir topluluk. “Nasıl ki aşurede farklı farklı nimetler kendi özelliklerini korumak suretiyle aşure kazanına ve aşureye ayrı bir tat katıyorsa, aşure bize farklılıklarımızı bir ayrıştırma vesilesi değil, bir zenginlik olarak görmemizi söylüyor… Diğer bir deyişle, benzerimizi kendimiz gibi sevmeyi…”

Nail Olpak’ın bahsettiği üzere güven duygusu bu dönemde çokça karşılaştığımız bir kavram. “Bu dönemin kazananlarının kimler olacağı bizlere de çok soruluyor. Güven duygusunu çok daha iyi verebilenler şüphesiz ki dönemin kazananı olacak.”

Future Bright Group Kurucusu Akan Abdula:

  • Covid’le dijital devrim birleşti. Dünyanın ilk pandemisi değil ama hem dijital devrimi hem de pandemiyi aynı anda yaşadığımız ilk dönem.
  • Güven endeksi düştü, uluslararası ticaret ve tedarik zincirleri kırıldı, dünya yeniden panikle para basmaya başladı.
  • Neoliberalizm sektörle ilgili öğretilerinin sonuna doğru geliyoruz. Covid yeni bir çağa kapılarını açıyor.
  • Dijital devrim: insanlık kendi yankı odalarında yaşıyor. Hiper normalleşme: hipernormallik bizim için normal haline geliyor.
  • Kendine yeterlilik, yerel üretim, sürdürebilirlik oldukça önem kazandı.
  • Türkiye sanayinin, üretmenin ve tarımın ne kadar önemli olduğunu kanıtlamış durumda. Fakat toplumda belirsizliğin yarattığı korku var. Türkiye regresif davranışlar gösteriyor. Yetişkinliği kaldıramayan, çocuklaşmış bir toplum… Umut vermemiz, onları kendilerine getirmemiz gerekiyor. Fakat bu ışığı nerede bulacağız? Eski öğretimizi geride bırakmalıyız. Eskinin öğretisiyle yeniye geçemezsiniz. Bugünün problemleri bugünün iç görüleriyle olmalı. Yeni derinliklere ulaşmamız gerekiyor. Big datanın içindeyiz. Bir robota karşı etkinlik savaşını nasıl kazanacağız? Eskinin öğretileriyle şirketlerimizi yönetmeye devam edemeyiz, burada derinlik eksik kalır. Grassroots hareketlerine bakmamız gerekiyor. Otları hepimiz görürüz, kökleri hepimiz göremeyiz. Artık parça parça küçük kitleleri buluyor, harekete geçiyor, onlarla ilişki kuruyor olmamız lazım. Büyük kitleleri harekete geçirmenin zor olacağını, küçük grupları bularak umutlandırmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada kendi şirketinizde grassrootsları bulup harekete geçirmeniz lazım. Mesela orta yaşta koronavirüsten sonra inanılmaz bir sağlık kaygısı oluştu. Orta yaş wellbeinge önem vermeye başladı: bu bir grasroots. Türkiye’de orta yaş segmenti büyüyecek gibi görünüyor. Buraya yatırım yapıyor muyuz? İnsanımıza, markamıza bir amaç veriyor olmamız gerekiyor. Sosyal amaç bulup, insanları dahil ederek, kendimize ve çevremizdekilere nazik olmayı hatırlatmamız gerekiyor.

Yeni Dönemde İş Hayatı Ve Çalışma Düzeni

Özay Hukuk Bürosu Kurucusu Merter Özay moderatörlüğünde, HAN Spaces CEO’su Gizem Burteçin, Teknosa CEO’su Bülent Gürcan, EMCC Dünya Başkanı ve PERYÖN İK Dijitalizasyon Temsilcisi Dr. Rıza Kadılar ile yeni dönemde deneyimlediğimiz hibrit ve esnek çalışma düzenini, teknolojiyi ve esnek çalışma mekanlarını, hukuku ve içinde olduğumuz dönüşümü konuştuk.

Gizem Burteçin:

“Pandemi bir ‘disruption’ yarattı, yani alıştığımız düzende bir sapma oldu. Esnek çalışabildiğimizi gördük ve gerek çalışanlar bu deneyimden gerekse şirketler bu kolaylık ve tasarruftan vazgeçmek istemeyecekler. HAN olarak şunu söyleyebiliriz ki teknolojiyi ve esnek çalışmanın kazanımlarını birlikte olmaya tercih etmektense konvansiyonel olanla yeniyi bir araya getiren ‘hibrit’ modele yöneleceğiz. 

“Çalışanların bu dönemde dikey plazalardan korktuğunu anladık. Plazalara talep olmayacak diye bir şey yok aslında sadece plaza kültürü dönüşüyor. Aklı ve ruhu olan plazalara ve ofis binalarına her zaman talep olacak. Plazaların akıllı olanları: bina yönetim sistemleriyle kendilerini güncelleyenler, ruhu olanlar ise kullanıcı deneyimine önem verenler olacak. Depreme dayanıklılık, içerideki temiz hava ve hijyen çok önem kazandı. Çoklu kullanıcının olduğu bir çalışma ortamına/çalışma düzenine doğru geçiyoruz. Çoklu kullanıcı deneyimini proptech altyapısı ile desteklemek, mekanda esneklik, kontratlarda ve hizmetlerde esnekliğin sağlanması önemli.”

“AVM’lere, otellere gittiğinizde her şey insanları çağırıyor. Ofisler eskiden katma değer sunmayan statik yapılardı. Şimdi bunun değiştiğini görüyoruz. Topluluk yönetimi, kurumsal network ve iş birliği olanakları sunabilen hazır ofise talep arttı.”

Bülent Gürcan:

“Bu dönemde Teknosa olarak sunduğumuz teknolojik ürünlere büyük bir talep olduğunu deneyimledik, satışlarımız arttı.  Çalışan deneyimi ise her zaman gündemimizde. Y ve Z kuşağının en önemli talepleri; uzaktan çalışma, esnek çalışma… Son iki-üç senedir İK’nın odama yaptığı sık ziyaretlerden aldığım geri bildirimi bu şekilde ifade edebilirim. Hem Teknosa’da hem dünyada böyle gelişen bir kültür vardı. Pandemi öncesinde de biz esnek çalışma imkanları sağlıyorduk. Fakat sadece esnek ve uzaktan çalışmanın olduğu bir sistemin de sürdürülebilir olmayacağını söyleyebilirim, ekranın karşısında alkışlamak, el sallamak yetmiyor. Birlikte pasta kesmek, başarıları birlikte kutlamak, omuz sıvazlamak,… Bunlar hepimizin ihtiyacı olan şeyler… Network, birlikte olmak oldukça değerli, umarım tekrar kavuşuruz.

Merter Özay:

“Biz hukukçular sözleşmelerdeki mücbir sebep maddelerini ağırlıklı olarak kopyala yapıştır ile hazırlarken hiç böyle bir durum, özellikle pandemi aklımıza gelmezdi. Artık bunları tartışmaya başladık, bir yerde genlerimize işledi ve bundan sonra da bu refleksle hareket edeceğiz. Yeni dönemde işi hukuku başta olmak üzere Borçlar Hukuku, Kişisel Veriler Hukuku, Ticaret Hukuku, İdare Hukuku başta olmak üzere sayısız alanda ve sözleşmelerde düzenlemeler yapılması gerekiyor. Bunun hukuki hazırlık boyutunu düşünüp müvekkillerimizle müzakeresini yapıyoruz.”

Dr. Rıza Kadılar:

“Yapılan işe, bulunulan sektöre ve şirket kültürüne göre hangi alışkanlıkların kalıcı olacağı değişecek. Burada mühim olan verimlilik ve çalışan deneyimi anlamında avantajlı olan değişimlerin kalıcı olabilmesi. Maalesef hala bir çok yönetici pandemi öncesine duyulan özlem ile hareket ediyor. Çalışan deneyimi açısından durum bir nebze daha karışık. Bir yandan uzaktan erişimin sağladığı özgürlük ve olanaklar çok cazip gelirken, diğer yandan da iş özel hayat çizgisinin ortadan kaybolması, mahremiyetin tehdit edilmesi gibi konular ön plana çıktı. Sanırım bundan sonrası için kritik kavram “Hibrit” olacak. Büyük binalarda tek bir kurum yerine bir kurumun birçok mekanda küçük ofisler sağlamasının yeni bir trend olacağını düşünüyorum. Hatta şirketler birçok konuda çalışanlarına voucher verebilirler. Madem ofis alanında ve başka alanlarda maliyelerde azalmaya gidilecek, çalışanlar onlara verilen belli bir bütçe içinden uygun gördükleri çalışma mekanlarında toplantılarını yapıp ortak ama geçici çalışma mekanları seçebilecekler. Tabii bütün bunlar dijitalleşme ve şirketlerin güvenli bulut çözümleri ile işlerini yapmaya devam edebilmesi ile mümkün olacak. Uzaktan da iş birliği yapılabildiği, organize olup sonuç üretilebildiği ve bunun daha da verimli olduğu ortaya çıktıkça bu yönde yeni alışkanlıklar gelişecek. Tabii ki bunun çalışan deneyimi üzerine büyük etkileri olacak.”

Digital Network Alkaş: www.digitalnetworkalkas.com Instagram: @digitalnetworkalkas