Posts

Sesli Etkileşim: Clubhouse

2021’nin henüz ikinci ayında, dijitalleşmeyi doruklarda yaşarken neydi bu günlük alışkanlıklarımızın arasına giren sesli etkileşim platformu? Bir yandan esnek çalışırken, marketteyken, spor yaparken ya da arabayken dinlediğimiz, hatta birebir katılıp sesimizi duyurduğumuz yeni nesil bir sosyal ağ: Clubhouse.

Henüz ancak IOS kullanıcılarının davetiyeyle giriş yaptığı Clubhouse’la tanışma fırsatı olmamış okuyucularımıza kısaca aktarmak gerekirse: Clubhouse geçmişin radyo ve telsiz teknolojisinin günümüzün anlık ve dijital sesli iletişim yaklaşımıyla harmanlanarak dinleyici ve konuşmacıyla buluşmuş hali. Bu ne demek mi oluyor?

Clubhouse’da ilgi alanlarınıza göre birçok sohbet odasına giriş yapabiliyor, hem sektörel ve güncel konuşmaları takip edebiliyor, hem de daha hafif sohbetleriniz için arkadaşlarınızla buluşabiliyor, ya da yeni insanlarla tanışabiliyorsunuz. Deneyimlerin paylaşıldığı, yalın ve samimi bir ortam sunan Clubhouse, kullanıcıların birbirinden beslenmesine olanak sağlıyor. Bir yandan çalışma alanlarının geleceği konuşulurken, diğer yandan maç sonrası kritikleri yapılıyor. Aynı zamanda, politikaya yön veren gündem haberlerini takip ederken, izdivaç doğurabilecek tanışma odalarına da katılabiliyorsunuz.

Bizler de Şubat ayının ilk günlerinden beri Clubhouse’u gözlemliyor ve bu blog yazımız için düşüncelerimizi topluyorduk. Hatta Re-Set Workspace olarak İdil Türkmenoğlu moderatörlüğü ve Avi Alkaş ev sahipliğinde Re-Set x Clubhouse: Ofise dönmek ya da dönmemek, işte bütün mesele bu! sohbetini 610 kişinin katılımıyla birlikte gerçekleştirdik.

Avi Alkaş’ın da Clubhouse’un oldukça aktif, dinleyicilere umut ve esenlik veren bir kullanıcısı olduğunu sanıyoruz ki birçoğumuz keşfettik, heyecanla takip ediyoruz. Henüz dün başlattığımız Avi Alkaş ve Aret Vartanyan ile HAN’da Muhabbet serimizin ilk bölümü Clubhouse üzerinden gerçekleştirdik. Hayata, insana dair ne varsa samimi, ezber bozan, bizi geleceğe hazırlayan içeriklerle birlikte konuşuyoruz. YaşayAN’ların HAN’da buluştuğu HAN’da Muhabbet her Pazartesi saat 22.00’de Clubhouse’da.

Takip etmek için: Avi Alkaş @avialkas , Aret Vartanyan @aretvartanyan

Kendi tecrübelerimize dayanarak Clubhouse’un hem sektörel hem de bireysel kullanımı için bir analiz yaptık. Yazının devamında da okuyacağınız üzere bu yeni nesil platforma karşı duyulan heyecan an için yüksekken, uygulamanın hangi özelliklerini iyi ve kalıcı bulduğumuzu, hangilerinin ise alışılmadık ya da daha geliştirilebilir olduğuna dair yorumlarımızı sizin için derledik.


Clubhouse’da özellikle pandemi sürecinde hasret kaldığımız insan, birlikte paylaşmak, iletişim, ses unsuru ve anlık etkileşimin olması dikkat çekiyor. Platformla ilgili düşüncelerimiz yer yer farklılık gösteriyor. Bazen yeni bir sosyal mecranın doğuşuna şahit oluşumuzu gözlemliyor, bir alışkanlığın yerleşmesine eşlik ediyormuşuz gibi hissediyoruz. Bazenleri de “Clubhouse’un heyecanı bitti.”, diğer tüm sosyal medya hesaplarına anca zaman ayırabilirken “bu da nerden çıktı şimdi?” gibi düşünceler içerisinde kalıyoruz.

Clubhouse misyonunu şöyle tanımlıyor: Clubhouse’un tek bir topluluk değil, birbiriyle bağlantılı ve çeşitli topluluklardan oluşan bir ağ olduğu gerçeğini benimsiyoruz.

Anlık etkileşim (canlı)

Bu dönemde çok özlediğimiz canlılık unsuru, insan olmanın en kıymetli ve cana yakın hissettiren duygularından bir tanesi. “Ses” nasıl bir hayatiyeti ifade ediyor, yüreğimize dokunuyorsa, Clubhouse’un da aslında bu temel duyumuzu günümüz dijital dünyaya aktarması güzel bir yaklaşım. Bundan bir 10 yıl öncesinde (belki de hala) nasıl evde televizyonu “ses yapsın” diye açık bırakıyorsak, o hayatiyeti yaşatmak için belki de bu “yalnızlaştığımız” dönemden Clubhouse’un merhem olabileceği durumları gözlemliyoruz.

Erişilebilirlik

Şu an için sadece IOS kullanıcılarının erişim sağlayabildiği Clubhouse uygulamasına davetiye ile giriş sağlanabiliyor. Bu özellik kullanıcılar ve potansiyel kullanıcılar arasında bir gizem yaratıyor ve platforma katılmak, katılabilmek erişilmek istenen bir yetki haline dönüşebiliyor.

Bu yaklaşımla aynı zamanda Clubhouse’un topluluğunu organik bir biçimde oluşturmaya çalıştığını, kulaktan kulağa duyularak büyümeyi hedeflediğini söyleyebiliriz. Böylelikle platformdaki kullanıcıların ancak davet ettiği ikincil veya üçüncül yakınlarıyla saygı çerçevesinde bir topluluk oluşturma sürecini gözlemliyoruz.

Temel ihtiyaçları kapsayıcı bir yaklaşım

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi piramidinin yine aklımızın bir köşesinde olduğu bir gözlem daha… Hele ki bu pandemi sürecinde hepimiz az çok tüm ihtiyaçlarımızdan biraz feragat etmişken… Psikolojik ihtiyaçlarımızın, birlikte olmanın, ait hissetmenin, arkadaşlıkların, ilişkilerin eksikliğini biraz da olsa doldurmak için yeni nesil mekan ve araçlara ihtiyacımız oldu. Zoom uygulaması adeta hepimizin diline yerleşti, “Zoom yapmak” eylemi hayatımızın bir parçası oldu.  Clubhouse’un da son dönemde hızla ilgi görmesinin nedeninin, temel ihtiyaçlarımıza direk hizmet etmesi olduğunu söyleyebiliriz…

Fizyolojik gereksinimler, güvenlik, air olma, sevgi, saygınlık ve kendini gerçekleştirme gereksinimleri yeni dönemde Clubhouse’da “ses” buldu.

maslow hierarchy of needs pyramid ile ilgili görsel sonucu
Maslow’s Hierarchy of Needs Pyramid

İletişim (özlediğimiz sesli iletişim, aynı zamanda hem geleneksel hem fütüristik)

İletişim insan olmanın en temel ihtiyaçlardan, bizi biz yapan kıymetli unsurlardan bir tanesi. Sesin kullanımı ise aslında direk temel duyumuza hitap eden bir yolculuk sunuyor. Kitle iletişim aracı olarak tanıştığımız ilklerden biri telsiz, diğeri ise radyo. İşte Clubhouse bizce bu noktada yeni dönemde diğer platformlardan ayrışıyor. Çünkü geleneksel ve alışkın olduğumuz iletişimi aslında yeni nesil bir teknoloji ve erişilebilirlik ilkesiyle sunuyor. Böylelikle hem geleneksel hem fütüristik, hem bildiğimiz hem de geleceğin bilinmezliğine heyecan duyduğumuz bir ortam sağlıyor.

Sınırlar kalkıyor

Sınırları birkaç farklı bakış açısından inceledik:

  1. Clubhouse dilediğin zaman dilediğin yerden, dilediğin kişilerle, arzu ettiğin resmilik veya daha rahat bir sohbet ortamını, kullanıcının talebine göre, son derece kişiselleştirilmiş bir şekilde sunuyor. Sesini duyurma ve duyma eylemi hiç bu kadar kolay olmamıştı! Esnekliğin pandemi sonrası hayatımızda etkisi Clubhouse gibi mobil ve pratik çözümlerle devam ediyor.Bir odada kültür ve sanatın geleceği konuşulurken diğer odada yapay zeka konuşuluyor. Turizm ve perakendenin dönüşümüne ışık tutan konuşmacıların yanı sıra kişisel gelişim sohbetleri de katılımcılarını bekliyor.
  2. Aynı masada birlikte oturup konuşabilme fırsatımızın olmadığı kişilerle bir araya gelme şansı sunuyor Clubhouse. Konuşmacılara soru sorabilme, konuşmacıların büyük kitlelere konuşma arzusuna tekrar erişebilme durumu ve dinlemek/dinlemekten dolayı duyulan tatmin, farklı görüş sahipleriyle bir araya gelebilme fırsatı…
  3. Clubhouse herkese bir moderatör olma hakkı, konuşmacı, bilir kişi ya da dinleyici olma şansı sunuyor. Yaratıcılığını hızlıca hayata geçirebilen tüm kullanıcılar yayın yapmaya başlayabiliyor ve bu noktada herhangi bir teknik bilgi, sonradan düzenleme gibi ek adımlara gerek kalmıyor.
  4. Clubhouse topluluk önünde konuşma öz güvenini ve pratiğini arttırıyor. Aynı zamanda dinleme ve söz alma konusunda saygılı bir tavıra sahip olmanın de önemli olduğu bir mecra olduğunu düşünüyoruz.
  5. İş-yaşam dengesinde sınırlarımız artık kalmıyor. Pandemiyle birlikte halihazırda kaybettiğimiz mekan ve zaman dağılımı, maalesef Clubhouse’da da dağınık bir halde.
  6. Hızlı yaşamlarımızın arasında bir de Clubhouse’u takip edeceğim derken bazen ANda kalmayı unutabiliyor, bir anda birden fazla iş yaparken odağımızı dağılmış halde bulabiliyoruz. Kendimize, ailemize, arkadaşlarımıza ve sevdiklerimize kıymetli zamanımızı ayırmak isterken, benliğimizi Clubhouse odalarında sohbet ederken yakalıyoruz.
  7. Canlı yayın olmasına rağmen sonuçta bir basın-yayın kanal veya aracının sunacağı resmiyete Clubhouse’da her zaman rastlanmıyor. Bu noktada hazırlıksız olarak yayın yapan moderatörlerin ve konuşmaların program akışlarında içerik ve süreç boyunca da yer yer aksamalar ve ciddiyette azalmalar gözlemleniyor.
  8. Her odada moderatörlerin bir altında, öncelikli olarak moderatörlerin birincil takip ettiği kullanıcılar, ardından diğer dinleyiciler yer alıyor. Bu her ne kadar bazılarına göre hiyerarşik görünse de, aslında LinkedIn’deki 1st, 2nd bağlantı türüne benzerliği olduğu söyleyebiliriz. Böylece konuşmacıların da kendi ağlarından davet edebileceği konuyla ilgili kişiler öne çıkarak, çoklu bir paylaşım sürecine ortam sunuluyor.
  9. Clubhouse uygulamasının ana sayfasında dolaşan bir kullanıcı, takip ettiği diğer kullanıcıların hangi odalarda, ne dinlediğini görebiliyor. Bu hem şeffaflık sunarken, aynı zamanda da kişiye ait dışarıya açık olarak bir veri paylaşımına sebep oluyor. Spotify’da da arkadaşlarının ne dinlediğini görebilme özelliği varken aynı zamanda bunu kapatma imkanının sunulması gibi bir ek seçenek Clubhouse’da neden olmasın?

Clubhouse’un platform olarak motivasyonları nedir diye düşünürken Yüce Zerey’in LinkedIn üzerinden paylaştığı bu şemaya denk geldik ve bizce konuyu kapsamlı bir şekilde özetliyor.

Yüce Zerey, LinkedIn Paylaşımı

Çalışma Alanlarında İnsan Odaklı Tasarım

2021’e güzel umutlarla, heyecanlarla başladık. Yeni yılın ilk ayı hepimizi motive eden, belki de yeni başlangıçlar için kendimize hedefler koyduğumuz bir süreç oluyor.

Evden çalışmaya doyduğumuzu hissettiğimiz anlarda da alternatif çalışma alanları arayışı hepimizin gündemine giriyor. Sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyacağımız haber: HAN Spaces olarak dünyanın önde gelen ofis tasarımı topluluğu Office Snapshots’ın “2020’nin En Popüler 25 Ofisi” listesindeyiz!

Yazının devamında bahsedeceğimiz insan odaklı tasarım prensiplerine ilaveten HAN’ı deneyimlemek ve bir kahvemizi içmek isterseniz sizi HAN Levent’e bekleriz. Randevu almak için bizimle 0212 807 0867 ya da hanspaces.com/iletisim üzerinden iletişime geçebilirsiniz.


İnsanı merkeze aldığımızda, verimlilik tanımımız da değişiyor. Çalışma hayatındaki verimliliği basit bir girdi – çıktı denkleminden çıkardığımızda ve mutluluk, rahatlık, paylaşım gibi soyut faktörleri de işin içine kattığımızda insan için dengenin önemiyle karşılaşıyoruz. Bu dengeyi sağlayabilen ofislerin yeni dönemde verimli olacağını söyleyebiliriz. Avi Alkaş’ın İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden Nurdan Tekeoğlu’yla birlikte gerçekleştirdiği Yeni Dönemin Yeni Mek”AN”ları sohbetini de izlemek isterseniz, aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz.

Konvansiyonel ofislerden flex çalışma alanlarına geçiş bir anda veya tamamen olmayacak. Hibrit bir çalışma modelinin büyük kurumlar tarafından benimseneceğini öngörüyoruz. Hibrit çalışma modeline göre şekillenecek olan yeni ofis tasarımlarında başta ofis mobilyaları olmak üzere kullanılacak tüm malzemelerin de yine insanı odağına alan, ruh, beden ve akıl sağlığının dengesini hedefleyen nitelikte olması hem çalışanın motivasyonla ofise gelmesini hem de kurum kimliğinin ve kültürünün daha paylaşılır ve görünür kılmasını sağlayacağını öngörüyoruz.

Bir çalışanın şirketine bağlılığına ya da performansına etki eden birçok sebep var ve çalışılan fiziksel ortamın elverişliliği de bunlardan biri. Çevrenin bir bütün olarak düşünülüp iç mekanları oluşturan tüm elemanların birbiriyle uyumlu olacak şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Elemanların biçimsel ve işlevsel değerlerinin yanında tüm renk ve doku değerleri de birbirinden bağımsız olarak düşünülmemeli. Aydınlatma, havalandırma, iklimlendirme gibi konfor şartlarının da katkılarıyla oluşacak çevre değerlerinin, insan psikolojisi ve davranışlarını yönlendirdiği göz önünde bulundurmalıyız.

Görsel, işitsel ve mekansal özellikleri içeren fiziksel çevre ile insanlar arasındaki ilişki türlerini, toplumsal ve kültürel yapıya ilişkin özellikleri içeren toplumsal çevre karşılıklı olarak birbirini etkileyip değiştirmektedir. İnsan odaklı çevreler yarattığımızda yalnızca fiziksel çevreler değil, aynı zamanda insanın bulunmaktan keyif aldığı alanlar yaratılır.

Fiziksel koşullar, mekansal, boyutsal, akustik ve güvenlik gibi temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik boyutları içerirken; psikolojik koşullar kullanıcıların algılama, seçme, karar verme, aidiyet gibi süreçleri ile ilgili boyutları içerir. Sosyal koşullar ise tüm kültürel ve sosyal değerler ile teknolojik ve ekonomik boyutların mekan içindeki harmonisidir.

İnsan Odaklı Tasarım

Dengeli bir yaşam sürebilmek ve sağlıklı bir şekilde devam edebilmek için bedenimizin, ruhumuzun ve zihnimizin dengede olması gerektiğini biliyoruz. Bu yüzden insanı odağımıza alarak ürettiğimiz çözümlerin sürekliliğine inanıyoruz. Çünkü insan kendini güvende hissettiği zamanlarda ve mekânlarda olmak istiyor.

Pandemi sonrası işe dönüşte, ofislerde yeni önceliğimiz “enfeksiyon kontrolü”. Çalışanların iş alanlarında kendilerini güvende hissetmesi işe dönüş sürecinde esas kabul ediliyor. Kısa vadede çalışanların dönüşümlü olarak ofise gitmesi ve böylece insan yoğunluğunun azalması, mevcut mobilyaların minimum maliyetlerle yeniden yapılandırılması, kişisel hijyene daha fazla önem verilmesi ve insan sirkülasyonunun fazla olduğu alanların yeniden düzenlenmesi gibi önlemler öne çıkıyor.

Çalışma alanlarında dengeyi sağlamak önemli ancak bu dengeyi devam ettirecek sürdürebilir çözümleri uygulamak ve güncel tutmak daha da önem kazanıyor. Çalışanın sağlığına önem veren WELL Bina Standartları, çevreye duyarlı Yeşil Binalar bu dönemde daha da ön plana çıkacak.

WELL Standartları

WELL Bina Standardı, bina kullanıcılarının fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlığını koruma ve iyileştirme amacıyla binalara uygulanacak tasarım, inşaat ve işletme stratejilerini ve kriterleri tanımlamaktadır. WELL Bina Standardı, binaları fiziksel olarak sağlıklı ortamlara dönüştürmesinin yanında bina kullanıcılarına sunduğu sağlıklı tercihlerle kullanıcıları yaşam şekillerini olumlu yönde değiştirmelerine teşvik etmektedir. WELL sertifikalandırma sistemi bina projelerine uygulanan 7 temel standart vardır:

  • İç mekan hava kirliliğine yol açan kirletici kaynaklarını minimize ederek ve optimum iç ortam hava kalitesini zorunlu kılarak bina kullanıcılarının sağlığını korumasına ve iyileştirmesine destek olur.
  • Uygun filtreleme teknikleriyle ve düzenli yapılan testlerle bina kullanıcılarının güvenli ve temiz içme suyuna ulaşmalarını sağlar.
  • Bina kafeteryalarında veya büfelerinde taze, tam tahıllı yiyeceklerin bulunmasını teşvik ederken, katkı maddeleri içeren ve işlenmiş sağlıksız yiyeceklere sınırlama getirir. Bina kullanıcılarının sağlıklı yemek yeme alışkanlığı edinmelerine yardımcı olur.
  • Vücudun sirkadyen ritmine (güneşe duyarlı 24 saatlik metabolik döngü) uygun aydınlatma uygulamaları ile üretkenliğin artmasını sağlar, uyku kalitesinin iyileşmesine destek olur ve ihtiyaç duyulan mahallerde uygun görüş netliği sağlar.
  • Aktif yaşam tarzını destekleyen uygulamalarla fiziksel aktiviteyi günlük yaşantının bir parçası haline getirir.
  • Dikkat dağıtıcı unsurları ortadan kaldıran, yaratıcılığı artıran ve konforlu iç mekanlar yaratarak bina kullanıcılarının bulundukları mekanlardan keyif almasını sağlar. Ofislerde çalışanların iş verimini artırarak, işe devamsızlığı azaltır.
  • Bina tasarımında ve işletme sürecinde bina kullanıcılarının zihinsel ve duygusal sağlığını iyileştirici uygulamaları teşvik eder.

Sürdürülebilir Binalar

Ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamımız doğanın bize sunduğu değerler üzerinde yükseliyor. İnsan sağlığının doğamızın ve diğer türlerin sağlığı ile bağlantılı olduğu gerçeğini kabul etmemiz ve buna göre hareket etmemiz gerekiyor. Bir an önce ekonomik desteklerin doğa üzerinde zararlı etkileri olan yatırımlardan sürdürülebilir üretim ve yeşil ekonomiye kaydırılması; enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, elektrikli ulaşım gibi sürdürülebilir yatırımların önceliklendirilmesi yani yeşil iyileşmeye yönelmemiz şart.

Unutmayalım ki sağlıklı ekosistemler olmadan başarılı bir ekonomik sistemin varlığı da mümkün değil. İklim değişikliği, enerji güvenliği ve doğal kaynakların tahribatı gibi konular şirketler için büyük riskler ortaya çıkarıyor. Bazı şirketler şimdiden stratejilerini sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik ilkeleriyle uyumlu hale getirmeye başladı. Kurumların eski iş yapış biçimlerinden, yatırımların doğaya bütüncül etkisini gözeten bir bakış açısına geçmesi kritik önem taşıyor. Artık iş dünyası “Nasıl zarar vermeden üretebilirim?” sorusunu sormalı, çok daha az zarar vererek, “Doğal kaynaklar üzerindeki etkimi, ekolojik ayak izimi nasıl en az yarı yarıya azaltabilirim?” diye düşünmeli.

Binalar, çevre üzerinde doğrudan ve dolaylı kapsamlı etkilere sahiptir. Binalar inşaat, kullanım, yenileme, yeniden kullanıma hazırlama ve yıkma işlemleri sırasında enerji, su ve hammaddeleri kullanır, atık üretir ve potansiyel olarak zararlı atmosferik emisyonlar yayar. Bu gerçekler, binaların sürdürülebilir tasarım yoluyla doğal çevre üzerindeki etkisini azaltmaya yönelik yeşil bina standartları, sertifikaları ve derecelendirme sistemlerinin oluşturulmasını sağlamıştır.

Sürdürülebilir tasarıma doğru yöneliş, İngiltere’de ilk yeşil bina değerlendirme sistemi olan BREEAM’in (Building Research Establishment’s Environmental Assessment Method) oluşturulmasıyla 1990’lı yıllarda arttı. 2000 yılında ABD Yeşil Bina Konseyi USGBC, LEED (Leadership in Energy and Environmental Design) yeşil bina değerlendirme sistemi aracılığıyla binaların çevresel performansını iyileştirmeyi amaçlayan kriterleri hazırladı, geliştirdi ve onayladı. İlk çıktığından bu yana, LEED ön plana çıkmaya ve mevcut binalarda ve tüm mahallelerde değerlendirme sistemlerine yer vermeye devam etti.

Yeşil binalarda en dikkati çeken standartlar şöyledir:

  • Azaltılmış su kullanımı
  • Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kullanımı
  • Çevreye duyarlı malzeme ve kanyak kullanımı
  • İç hava kalitesinin düzenlenmesi

Yeni dönemde alınacak önlemlerin iletişim dili ve biçimi de çok önem kazanıyor. Ofis içlerinde yerini alacak birçok uyarı ya da bilgilendirme panolarının da belli standartlarda uygulanması gerekecek.

Yeşil Ofis

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Yeşil Diploma Programları (Yeşil Ofis ve Yeşil Nesil Okul) ile kurumları doğa dostu tercihler yapmaya teşvik ederek ofislerin ve okulların ekolojik ayak izlerini azaltmayı hedeflemektedir. Böylelikle enerji tüketiminden su tüketimine, atık yönetiminden satın alma süreçlerine kadar çok önemli başlıklarda yol haritası çizilmesine katkı sağlamaktadır. Yeşil Ofis programı, ofis uygulamalarıyla ekolojik ayak izi azaltmanın yanında, kurum personeline de bu yaklaşımı benimsetmeyi ve çarpan etkisini artırarak bu aksiyonları evlerine de taşımalarını amaçlıyor. 2011 yılından bu yana yürütülen program, Türkiye genelinde 100 ofisi ve 15 binin üzerinde çalışanı kapsıyor. Ofis binasının sürdürülebilir olmasından bağımsız olarak bina içerisinde yer alan ofisler de kendi karbon ayak izlerini azaltmak ve çalışanları ile birlikte pozitif etki sağlamak amacıyla Yeşil Ofis programlarını hayata geçirebilirler.

Erişilebilirlik

Engellilerin yaşama ve iş gücüne katılması için ofis binalarının, çalışma alanlarının, bunun da ötesinde kentin ve mekanların erişilebilir olması, eski yapılarda da bu adaptasyonun sağlanması son derece önemli.

Çalışma alanlarının engellilere uygun şekilde düzenlenmesi her anlamda kent yönetimi, binalar ve kurumlar için öncelik olmalıdır. Pandemi sonrası ofise dönüşte de önlem ve yönlendirmelerin engellilere uyumlu tasarlanması dikkate alınması gereken bir konudur.

Yeni dönemde alınması gereken tasarım fikirleri ve çözüm önerilerinin devamını okumak için raporumuzu aşağıdaki bağlantı üzerinden indirebilirsiniz.

www.resetworkspace.com/rapor