9 Ekim 2020, Re-Set Workspace Blog

Gelin, çalışmanın geleceğini beraber şekillendirelim.

Gelin çalışma alanlarının geleceğini, çalışma kültürümüzü birlikte şekillendirelim, standartları birlikte belirleyelim.

İnsanlık tarihi kadar eski bir arayış, insanın nasıl yaşamak ve çalışmayı arzu ettiği… İnsanları bir araya getiren çalışma alanları hanlar ile başlayıp, bürolarda gelişmeye devam etmiş son 30-40 senede ise dünya çapında çalışmanın ve ticaretin simgesi yüksek binalar yani plazalar haline gelmiştir. Plaza insanı işe servisle, metroyla veya hususi aracı ile gelir, kahvesini alır, asansör bekler, ofisine çıkar, şirket içi konumuna göre odasına veya masasına yerleşir, öğlen dışarıda veya yemekhanede yemeğini yer ve mesai bitiminde ‘iş çıkışı’ trafiğinde evine döner. Psikoloji ve felsefe insanın yaşama dair duygu, düşünce, beklenti ve kaygılarına dair alanlardır. Çalışma ise sosyolojinin alanına girer. Bireysel psikolojide yeri olan çalışmaya dair istek ve kaygıların maalesef ülkemizde sosyoloji alanında karşılığı çok kısıtlı.

Çalışma kültürü dünyada ve ülkemizde önce sanayi devrimi sonra ise kırsaldan kente göç ile oluşmuş, beyaz-mavi yakalı, plaza insanı gibi kavramlar üzerinden şekillenmiş, ofislerle sembolize edilmiştir. Dünyanın hangi metropolüne giderseniz benzer yapıları gözlemleyebilirsiniz. Şehrin merkezi iş akslarında yüksek katlı ofis binaları metro ve toplu taşıma istasyonları çevresinde öbeklenerek yan yana sıralanır. 2000’li yıllardan itibaren teknolojinin gelişimi ile çalışma kültüründe değişiklikler gözlemlenmeye başlandı. Dünya çapındaki teknoloji şirketlerinin yatayda büyüyen ve kampüse benzeyen ofisleri yetenekli yeni nesile davetkar ve cazip model haline geldi. Kübik ve kapalı çalışma istasyonları çalışanları birbirinden ayırırdı, son yıllarda açık ofislerin ofis içerisindeki payı giderek arttı. Kapalı odaları statü simgesiyken açık ofisler açık iletişimin ve inovasyonun simgesi haline geldiler.

Yeşil ofisler, LEED sertifikası, enerji verimliliği hassasiyet gösterilen konular idi. Maalesef fabrikalarda İSG öncelikli konu iken plazalarda İSG şirketlerin ve yöneticilerin gündeminde bugünkü hassasiyetle yer almadı. Çoktan hayata geçmiş olması gereken önlemler, regülasyon ve düzenlemeler maalesef musibetlerle tetiklenebiliyor. 17 Ağustos’tan sonra ülkemizde uygulanmaya başlanan deprem yönetmeliği, 11 Eylül’den sonra dünya çapında artan güvenlik önlemleri ve pandemi ile tetiklenen sağlık hassasiyetleri… Krizlerle ve felaketlerle artan hassasiyetler o zaman diliminde belli alanlara odaklanılmasına yol açıyor. İnsanın temel ihtiyaçları ise bugünden yarına değişmiyor aslında hep aynı.

Sağlık, güvenlik, verimlilik, kolaylık, aidiyet ve saygı gibi ihtiyaçlar tercihlerimize yön veriyor. Odağımıza insanı aldığımızda yanıtları bulmak kolaylaşıyor. Çalışanların ofise dönüş sürecine yönelik kısa vadeli önlemlerin de ötesinde artık işin yapıldığı binaların bütünsel olarak İSG, teknoloji, sürdürülebilirlik perspektifleri ile tasarlanması, binaların girişinden çıkışına insanı odağına alan bir deneyim haritası ile planlanması, bina içinde ve dışında çalışanlara yönelik tüm hizmetlerin uçtan uca kurgulanması gerekiyor. 

Aylardır ofisten uzak, insanlarla hiç temas etmeden geçirilen zamanın iş hayatındaki ilişkilere de etkisinin olması bekleniyor. Karantina döneminde geliştirilen iletişim yöntemleri, davranış biçimleri, günlük aktiviteler, hatta yemek yeme alışkanlıkları bile iş hayatında yeni bir düzenin habercisi olarak görülüyor. Ayrıca daha uzun ve verimsiz toplantılar yerine kısa ve öz görüşmeler, her anı daha değerli ve verimli kılan uygulamalar, wellbeing (iyi yaşam) uygulamaları iş dünyasının geleceğindeki kalıcı değişikliklerden bazıları olmaya aday. Senelerdir konuşulan dijital dönüşüm de bu minvalde tetiklendi ve öncelikli konu ve yaşamın içinden bir olgu haline geldi. Artık dijital dönüşümü konuşmuyor, planlamıyoruz, artık dijital dönüşümün içerisindeyiz, şimdi konuşmamız gereken dijital adaptasyon.

Şirketlerin ortalama ömrü kısaldı, bu sürekli bir değişim ve dönüşüm ihtiyacı yaratıyor. Doğru ürünü pazara sunmanın yolu tüketiciyi anlamaktan, yeni nesil tüketiciyi anlamanın yolu ise yeni nesil çalışanlardan geçiyor. Teknoloji kullanıcıların hayatını kolaylaştırmak için var, daha basit ara yüzler, birbiri ile entegre olan konuşan sistemler, gündelik eforu, operasyonu azaltan çözümler, komplike süreçleri basitleştiren uygumalar…

Bu yeni dönemin altyapı, bulut çözümlerinin yanı sıra KVVK gibi güvenlik protokollerini, Proptech ve yapay zeka uygulamalarını geliştirerek, toplantı ve iş yapış teknolojilerini pratikleştirip yaygınlaştırarak klasik anlayışı baştan aşağı değiştirmeye hazırlandığını söyleyebiliriz. Bütün bu teknolojik sıçrama inovasyon, kurum içi girişimcilik ve tepe yönetimden tüm ekibe yayılan esneklik ve çeviklik kültürü ile ve tabi ki çalışan haklarını ve iş yaşam dengesini gözeten bir anlayış ile desteklenmeli.

Kaynak: EY, The future of work is changing. Will your workforce be ready?

Raporumuzun tümünü indirmek için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.

Raporumuzun tümünü indirmek için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.

http://resetworkspace.com/rapor/

Etiketler:

Re-Set Workspace, Time to Reset, HAN Spaces, Post Covid, Future is Flex, Flex Space, Future of Work, Paylaşımlı Ofis