Z Kuşağı Gözünden Yeni Dönem Beklentileri

2021’e girmeden önce ekibimizden Z kuşağı yazarımıza sorduk:

Yeni dönemde Z Kuşağının Alışkanlıkları ve Beklentileri Nelerdir?

Hepimizin ilk defa deneyimlediği bu süreçte gençlerin, üniversite öğrencilerinin, yeni mezunların, iş başvurusu sürecinde olanların ya da henüz işe başlayanların hayatlarında ve rutinlerinde ne gibi değişiklikler oldu, ya da olmaya devam ediyor?

Sanırım öncelikli olarak Z kuşağı derken kimlerden bahsettiğimizi kısaca açıklamakta fayda var. Tam olarak sınırları keskin olan bir demografik grup olmasa da 90’lı yılların sonları ile erken 2000’li yıllar arasında doğan, işte o kuşak!

Uzaktan çalışmanın, online ders/iş/toplantı takibinin ve yürüttüğümüz tüm dijital proje planlama süreçlerinin artık hepimizin alışkanlığı, hatta zaman zaman tercihi haline dönüştüğü bir dönemdeyiz. Bu dönüşümde kurumların da – özellikle dijital olarak – kendilerini güncellemelerinin oldukça önemli olduğundan bahsediyoruz. Peki Z kuşağı için de aynı durum söz konusu mu? Bu çağın insanı olarak bizlerin de sahip olmadığı ya da öğrenmemiz gereken başka iş yapış biçimleri var mı?

Mekandan bağımsız çalışmayla birlikte iş hayatına yeni atılan ya da atılmak için hazırlanan gençler öğrenme süreçlerini bir süredir Zoom üzerinden tamamlıyor. Bir rol model ya da gerçek hayatta, sahada takım çalışmasını deneyimlemeden bunu uzaktan öğrenmenin aslında zaman zaman zorlayıcı olduğu ve desteklenmesi gerektiği bir dönem. Çalışma alanlarında farklı iş kollarında gözlem yapabilme, yöneticilerle dirsek temasında çalışabilme, modelleyerek öğrenme dönemi artık dijitalleşiyor. Fakat dijitalleşirken bazı noktaları yeteri kadar tecrübe edemiyor, belki de öğrenme sürecimizi ancak belirli bir yetkinliğe kadar tamamlayabiliyoruz.

Bugüne kadar üniversite sınavları, üniversite süreci, stajlar ve yarı zamanlı işler kapsamında evden çalışma hayatımızda halihazırda yeri olan bir kavramdı. Özellikle okulda aldığımız eğitimin üzerine okul sonrası ek çalışmalar, etüt saatleri, kişisel gelişim aktiviteleri vb. kapsamında mekândan bağımsız çalışma alışkanlığımızı devam ettiriyorduk. Fakat hedefe yönelik, belirli bir amaç için ortaya koyulan emeğin belirsizlik sürecinde aynı oranda gösterilmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım mı? Belirsizliğin, gri alanın içerisinde yolumuzu bulmanın zorlayıcı fakat öğretici olduğu ama aynı zamanda da ne zaman biteceğini öngöremediğimiz bir süreç… Peki tüm bu gözlemlerimiz, deneyimlerimiz, yaşadıklarımız ve hissettiklerimiz konusunda tercihlerimizi ve hayat standardımızı nasıl belirleyeceğiz?

Bu yazıyı bir araya getirme sürecinde okuduklarıma ve deneyimlerime ek olarak bir de arkadaşlarıma sordum: Yeni dönemde çalışma/yaşam ve iş-hayat dengesi hakkında sizin aklınıza gelen ilk soru nedir? Gelen cevapları da göz önünde bulundurarak, yazının tümünde bir görecelilik anlayışını olduğunu ve okuyucular üzerinde bir farkındalık ve alternatif düşüncelere yer verme konusunda bilinç yaratacağını öngörüyorum.

WhatsApp üzerinden kısaca yaptığımız beyin fırtınası şu şekilde gelişti:

  • Esnek çalışma ve kısaltılmış çalışma saatleri diyoruz fakat evden çalışırken sınırları pek koruyamadığımız için aslında “overtime” (fazla mesai) yapmış olmuyor muyuz?
  • Günümüz ekonomisinde ailemizin bizleri alıştırdığı standartları, bizler çalışmaya başladığımızda kendimize sağlayabilecek miyiz?
  • Evden çalışma/online çalışma uzun vadede devam ederse veya benimsenirse bu, iş hayatlarımızın sosyal yanını nasıl etkileyecek?
  • Politik veya toplumsal belirsizlik dönemlerinde hayata atılmanın beklenmedik getirileri olabilir mi?
  • Neden kalıplar halinde düşünüyor ve bu yeni yüzyıla ait yeni fikirler üretmeye çalışmıyoruz da eskiden söylenmiş olanları değerlendirmeye alıyoruz?
  • Teknolojiye bakış açımız nedir?

Dijital dönüşüme adapte olmak bizim için pek fazla zor olmadı, zaten sıklıkla ailemiz ve arkadaşlarımızla “FaceTime yapmaya” alışkın değil miydik?

Şehirde ve yakın mesafede yaşasak bile zamansızlık, yüksek tempo ya da daha hızlı bir iletişim akışı için görüntülü konuşmayı ya da sosyal medyayı tercih ediyorduk. Bu rutini gündelik yaşam döngümüzden iş veya akademik alışkanlıklarımızın içine de entegre ettik. Bir süredir herkesin verdiği örnek: üstümüzde gömlek, altımızda pijama ile karmaşık “iş yapış modası” içerisindeyiz. Sınırların aslında kalktığı, mekândan bağımsız her şeyi her zaman yapabildiğimiz ve yaptığımız bir dönemdeyiz. Bu ne kadar doğru ne kadar verimli ya da sağlıklı tabii ki tartışılabilir.

Artık sınırlarımızı korumak için bizim karar vermemiz ve bunu dile getirmemiz gerekiyor.

Her zaman ulaşılabilir olma hali sınırlarımızı korumamıza ne kadar yardımcı oluyor? Y da belki bu sınırsızlık ya da esnek olmaya elverişli bakış açısı Z kuşağının hoşuna mı gidiyor? Bir kurum ya da otorite baskısı olmadan çalışmak, üretmek, istenilen zamanda çalışabilme özgürlüğü verimli olmanın temel göstergeleri olabilir mi? Tüm bu soruların cevapları tabii ki herkese göre farklılık gösteriyor ama görsel bir şekilde ifade etmek gerekirse, bir jöle gibi hem her kalıba uyum sağlayabiliyor hem de pastanın katmanlarını bir arada tutabilmek adına birleştirici özellik gösteriyoruz.

Takım çalışmasını, beraber olmayı, birlikte paylaşmayı ve başarmayı çok özledik. Fakat rekabet ve iş birliği yapma arasındaki sınırı nasıl çizeceğiz?

Uzaktan, belki de fiziksel olarak henüz tanışmaya fırsatımızın olmadığı çalışma arkadaşlarımızla nasıl bir takım çalışması yönetmemiz bekleniyor ya da bu beklentinin kurallarını bizler koyup mu hayata geçiriyoruz? Harvard Business Review Türkiye, Eylül 2020 sayısında okuduğum üzere “zorlaşan şartlar ve artan rekabet gençleri biraz daha içine kapanmaya itiyor gibi görünüyor. Kurumlar da henüz gençlere kendilerini anlatma ve değer önermelerini tam olarak yansıtma konusunda yeterince iyi performans ortaya koyamıyor.” Bu noktada Z kuşağına rekabet ve iş birliği yapma arasındaki farkı ve aynı zamanda bu iki kavramın birbirini destekleyici unsurları öğretmek gerekiyor diye düşünüyorum. Organik bir birliktelik yaratmak adına her iki açıdan da sürecin yöneticiler tarafından desteklenmesi önemli. Avi Alkaş’ın bizlerle son dönemde sık sık paylaştığı gibi “rekaber” hareket etmemiz gereken bir dönemdeyiz. Yolun sonunu kimsenin tam olarak net göremediği bu günlerde beraber bir şekilde rekabet etmek, birbirimize destek olmak oldukça önem taşıyor.  Her ne kadar uzaktan çalışabiliyor, her gün belirli bir kıyafet zorunluluğu olmadan toplantılarımıza katılabiliyor olsak da, HAN Spaces’de de bahsettiğimiz üzere, teknolojiyi ve esnek çalışmanın kazanımını, birlikte ve beraber olmaya tercih etmemeliyiz.

Bu noktada da yeni dönemin hibrit çalışma modeli devreye giriyor. Uzaktan ve ofisten çalışmanın arasında konumlanan bu model aslında yeni nesil için oldukça avantajlı. Her iki çalışma düzeninin hedef kitleleri ayrım gösterirken aynı zamanda kesişim kümeleri de mevcut. Bu şartlar altında, verimi yüksek tutmak adına hibrit bir geleceğin varlığını yadsıyamayız. Böylelikle belirsizlik döneminde bile iki tip çalışanı mutlu edebilmek üzere orta yolu tercih edilebilir ve daha geniş bir kitleye elverişli standartlar sunulabilir.

Verimlilik demişken, artık iyi bir odaklanma ile kısa sürede yapılacak listemizden daha fazla maddenin üzerini çizebildiğimizi fark ettik. Finlandiya başbakanı Sanna Marin’in de desteklediği üzere günlük 8 saatten az çalışmak, artan üretkenlikle dengelenebilir. Fakat bu dengeyi henüz kurmakta zorlanan bir genç kesimin varlığını da göz ardı edemeyiz. Evden çalışmakta, odaklanmakta zorlanan gençler ortak çalışma alanlarına, sosyal dayanışmaya ve atmosfer değişikliğine ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden iş birliğini, ortak çalışmayı, arkadaşlığı ve dayanışmayı destekleyecek “flex space”ler aslında günümüzün yükselen modern yaşam trendleri arasında.

Doğru iletişim ve iyi bir liderlik

Belirsizliğin bu kadar ön planda olduğu bir süreçte henüz tecrübesiz adayların kurumlar tarafından desteklenmeye ihtiyacı oluyor. İletişimin neredeyse hiç kesilmediği ve kalitesinin önemini oldukça iyi anladığımız bir çağdayız. Online olarak bu kadar erişilebilirken karşılaştığımız pürüzleri en aza indirebilmek için iletişimde empatinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Daha duygusal ve alışılagelmedik bir süreçte olduğumuz için liderlerin ekipleriyle kuvvetli bir iletişim akışı içerisinde olması hem motivasyon hem de verimlilik için önem taşıyor. Z kuşağı daha çevik ve hedefe yönelik hareket edebilmek için net bir yönlendirme bekliyor. Fakat aynı zamanda yaratıcılığın ve özgün dokunuşların yapılan işe aktarımı için bu yönlendirmenin liderler tarafından kısıtlayıcı değil, destekleyici olması gerekiyor.

Duyguların da ön planda olduğu bu yeni dönemde; odaklanma, iyi olma hali, beden ve zihin sağlığı konusunda hepimizin desteğe ihtiyacı var. Z kuşağının belki henüz tecrübe ettiği bazı rutinler de bu açıdan desteklenmeli. Kurumların İyi Olma Hali – Wellness alanında çalışanlarına belirli aralıklarla eğitimler, bireysel destek alabileceği platform ve hizmetler sunmasının son derece değerli bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Mindfulness – Farkındalık pratikleri artık günümüzde hepimizin erişebileceğiz kaynaklar üzerinden paylaşılıyor. Practical Mindfulness: A step-by-step guide kitabında da yer aldığı üzere, İyi Olma Hali’nin bileşkesinde daha iyi iletişim kurabilme, hedefe yönelik ilerleyebilme, daha iyi bir bilgi birikimi, iyi bir dinleyici olma, kaygı ve endişenin azalması, daha sıkı bir konsantrasyon ve karar verme becerisi gibi alt başlıklar yer alıyor.

Şimdi ise artık 2020’nin bize kattığı bu her alanda büyüme ve kişisel gelişim duygu ve yetkinliklerini hatırlayıp, yeni yıla sağlıkla başlama vakti. 2020’den öğrendiğimiz, 2021’in bize öğreteceği daha çok şey var! İnanıyorum ki yeni yıl, bizlere deneyimlediğimiz tüm bu süreçlerin üzerine koyabileceğimiz bir alan açacak ve zamanı gelince tekrar birlikte sofralara oturduğumuz, sarılabildiğimiz, çekinmeden seyahat edebileceğimiz güzel AN’lar getirecek.

Yeni yılın sizlere sağlıklı, huzurlu ve mutlu AN’lar getirmesini diliyor, umut ve heyecanınıza gönülden eşlik ediyoruz.

Sevgilerimizle,

Re-Set Workspace, 2020

RE360 Gayrimenkulün Büyük Buluşması

RE 360 Gayrimenkul’ün Büyük Buluşması, bu yıl online olarak Digital Network Alkaş platformunda gerçekleştirildi. Gayrimenkul sektörünün buluşma noktası ve alanında uzman profesyonellerin yer aldığı oturumlarda, Dr. Fatoş Karahasan moderatörlüğünde sektör paydaşlarıyla verimli ve etkin, 3 günlük bir konferans programını takip ettik. Sektörün önde gelenlerini ve izleyicileri yeni dönemde dijital olarak bir araya getiren Digital Network Alkaş platformu, gayrimenkul sektörünün buluşmasına ve iş birliği fırsatlarına alan açtı.

Dijital Sahne üzerinden konuk olduğumuz bu konferanslardan bir araya getirdiğimiz bloğumuzu keyifle okumanızı dileriz.

Katılımcılar:

Dr. Fatoş Karahasan, Filippo Rean, Greg Clark, James Brown, Brian Solis, İbrahim İbrahim, Avi Alkaş, Encan Aydoğdu, İrem Yücel Kaymak, Özen Kuzu, Pelin Akın Özalp, Yulia Stepanova, Nail Olpak, Akan Abdula, Maria Vassilakou, Merter Özay, Gizem Burteçin, Bülent Gürcan, Dr. Rıza Kadılar, Ersun Bayraktaroğlu, Neşecan Çekici, Firuz Soyuer, Fazıl Oral

Oturumlar:

  • Covid-19 Sonrası Geleceğin Şehirleri ve İstanbul İçin Fırsatlar
  • Pandemi Sonrasında Gayrimenkul Dünyasını Neler Bekliyor?
  • Dijital Dönüşüm ve İş’in Geleceği
  • Yeni Dünyada Kazanmak İçin 4 Yapıtaşı
  • Avi Alkaş Yönetiminde Sektör ve Yatırımcılar Paneli
  • Algoritmalar Devrinde Pandemi
  • Viyana’nın Dönüşüm Yolculuğunda Neler Yaşandı? Akıllı Bir Şehir Koronavirüs ile Nasıl Mücadele Ediyor?
  • Yeni Dönemde İş Hayatı, Çalışma Düzeni
  • Gayrimenkul’de Gelişen Trendler, 2021
  • Vitrivius’tan Toki’ye Temel ve Kaide

Portland Yönetici Direktörü İbrahim İbrahim’in yeni dönem terimleriyle dolu konuşmasını ve sunumunu çok beğendik. VUCA World kavramıyla giriş yaptığı sunumuna V: Volatility, U: Uncertainty, C: Compleity, A: Ambiguity terimleriyle içinde bulunduğumuz dönemin uçucu, bilinmezlik içeren, karmaşık ve belirsiz bir süreç olduğunu kabul ettik. Bu süreci iyi anlayarak yeni döneme uygun konsept ve kavramların desteğiyle hızlanmak ve  AN’da kalabilmek konusunda umudumuz yüksek. İbrahim İbrahim’in İngilizce olarak paylaştığı sunumundan aklımızda kalan ve paylaştıkça hayatımıza yerleştirebileceğimiz terimleri sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bu terimler arasında yeni döneme uygun yaşam tarzları, mekan ve iş tanımları, yönlendirici konseptler ver alıyor.

  • Phsyical and Digital Design (Fiziksel ve Dijital Tasarım)
  • Culture – People – Place – Story – Space – Environment (Kültür, İnsan, Mekan, Hikaye, Alan)
  • Easy, simple, convenient (Kolay, sade, elverişli)
  • Just-in-time living (Anda yaşama)
  • Creating value by stripping out complexity (Karmaşıklığı ortadan kaldırarak değer yaratmak)
  • Reconnecting our community (Topluluğumuzla yeniden bağlantı kurmak)
  • Meaning, belonging, sharing (Anlam, aidiyet, paylaşım)
  • Participation is the new consumption (Katılım yeni tüketim)
  • Shift from commodities to communities: hospitality, co-working, co-living, resi-retail (Mallardan topluluklara geçiş: misafirperverlik, birlikte çalışma, birlikte yaşama, konut-perakende)
  • Spaces to be (Olması gereken alanları)
  • On-demand spaces (İsteğe bağlı alanlar
  • Place Curator (Mekan Küratörü)
  • Channels of distribution changes to moment of experience (Dağıtım kanallarının deneyim anına göre değişmesi)
  • Immersive, enriching, smart, healthy (Sürükleyici, zenginleştirici, akıllı, sağlıklı)
  • Learning, experience, local, live (Öğrenmek, deneyimlemek, yerelleştirmek, yaşamak)
  • New value is about authenticity (Yeni değer özgünlükle ilgili)
  • The importance of personalization (Kişiselleştirmenin önemi)
  • Wellness is no longer a category: welness must be within the DNA (Wellness artık bir kategori değil, wellness DNA’nın içinde olmalı)
  • Unexpected, unknown, ephemeral, imperfect (Beklenmedik, bilinmeyen, kısa ömürlü, kusurlu)
  • More natural, softer, domestic, no hard/fixed architecture (Daha doğal, daha yumuşak, yerli, sert / sabit mimari yok)
  • Public Realm Activation: Health & Wellness, Hospitality, Work, Making, Residential, Education – activating the realm by connecting these terms (Kamusal Alan Aktivasyonu: Sağlık ve Zindelik, Ağırlama, İş, Yapım, Yerleşim, Eğitim – bu terimleri birbirine bağlayarak alanı harekete geçirmek)

Speak like a magazine (Bir dergi gibi konuşun)

Change like a gallery (Bir galeri gibi değiştirin)

Engage like a show (Bir gösteri gibi etkileşim kurun)

build Loyalty like a club (Bir kulüp gibi sadakat oluşturun)

Share like an app (Bir uygulama gibi paylaşın)

Seed like an incubator (Bir kuluçka makinesi gibi tohum verin)

Connect like a community (Bir topluluk gibi bağlanın)

Those who make it happen > Those who let it happen > Those who wonder what happened (Yapanlar > Olmasına izin verenler > Ne olduğunu merak edenler)

Mekanların inşalara huzur ve mutluluk vermesine odaklandığımız, odağımızı insana, toplulukların önemine ve deneyime çevirdiğimiz bu dönemde Avi Alkaş’ın bir benzetmesi bizi her zaman umutla dolduruyor.

Aşure birbirine benzemeyen malzemelerin bir araya gelmesiyle çok özenli bir birliktelik oluşturuyor. Aşure bir karışım noktası: farklı kültürlerden gelen bir karışım. Farklı sektörlerin birlikte çalıştığı, birbirine benzemeyen insanların birlikte paylaşarak sentezlediği, birbirini desteklediği bir topluluk. “Nasıl ki aşurede farklı farklı nimetler kendi özelliklerini korumak suretiyle aşure kazanına ve aşureye ayrı bir tat katıyorsa, aşure bize farklılıklarımızı bir ayrıştırma vesilesi değil, bir zenginlik olarak görmemizi söylüyor… Diğer bir deyişle, benzerimizi kendimiz gibi sevmeyi…”

Nail Olpak’ın bahsettiği üzere güven duygusu bu dönemde çokça karşılaştığımız bir kavram. “Bu dönemin kazananlarının kimler olacağı bizlere de çok soruluyor. Güven duygusunu çok daha iyi verebilenler şüphesiz ki dönemin kazananı olacak.”

Future Bright Group Kurucusu Akan Abdula:

  • Covid’le dijital devrim birleşti. Dünyanın ilk pandemisi değil ama hem dijital devrimi hem de pandemiyi aynı anda yaşadığımız ilk dönem.
  • Güven endeksi düştü, uluslararası ticaret ve tedarik zincirleri kırıldı, dünya yeniden panikle para basmaya başladı.
  • Neoliberalizm sektörle ilgili öğretilerinin sonuna doğru geliyoruz. Covid yeni bir çağa kapılarını açıyor.
  • Dijital devrim: insanlık kendi yankı odalarında yaşıyor. Hiper normalleşme: hipernormallik bizim için normal haline geliyor.
  • Kendine yeterlilik, yerel üretim, sürdürebilirlik oldukça önem kazandı.
  • Türkiye sanayinin, üretmenin ve tarımın ne kadar önemli olduğunu kanıtlamış durumda. Fakat toplumda belirsizliğin yarattığı korku var. Türkiye regresif davranışlar gösteriyor. Yetişkinliği kaldıramayan, çocuklaşmış bir toplum… Umut vermemiz, onları kendilerine getirmemiz gerekiyor. Fakat bu ışığı nerede bulacağız? Eski öğretimizi geride bırakmalıyız. Eskinin öğretisiyle yeniye geçemezsiniz. Bugünün problemleri bugünün iç görüleriyle olmalı. Yeni derinliklere ulaşmamız gerekiyor. Big datanın içindeyiz. Bir robota karşı etkinlik savaşını nasıl kazanacağız? Eskinin öğretileriyle şirketlerimizi yönetmeye devam edemeyiz, burada derinlik eksik kalır. Grassroots hareketlerine bakmamız gerekiyor. Otları hepimiz görürüz, kökleri hepimiz göremeyiz. Artık parça parça küçük kitleleri buluyor, harekete geçiyor, onlarla ilişki kuruyor olmamız lazım. Büyük kitleleri harekete geçirmenin zor olacağını, küçük grupları bularak umutlandırmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada kendi şirketinizde grassrootsları bulup harekete geçirmeniz lazım. Mesela orta yaşta koronavirüsten sonra inanılmaz bir sağlık kaygısı oluştu. Orta yaş wellbeinge önem vermeye başladı: bu bir grasroots. Türkiye’de orta yaş segmenti büyüyecek gibi görünüyor. Buraya yatırım yapıyor muyuz? İnsanımıza, markamıza bir amaç veriyor olmamız gerekiyor. Sosyal amaç bulup, insanları dahil ederek, kendimize ve çevremizdekilere nazik olmayı hatırlatmamız gerekiyor.

Yeni Dönemde İş Hayatı Ve Çalışma Düzeni

Özay Hukuk Bürosu Kurucusu Merter Özay moderatörlüğünde, HAN Spaces CEO’su Gizem Burteçin, Teknosa CEO’su Bülent Gürcan, EMCC Dünya Başkanı ve PERYÖN İK Dijitalizasyon Temsilcisi Dr. Rıza Kadılar ile yeni dönemde deneyimlediğimiz hibrit ve esnek çalışma düzenini, teknolojiyi ve esnek çalışma mekanlarını, hukuku ve içinde olduğumuz dönüşümü konuştuk.

Gizem Burteçin:

“Pandemi bir ‘disruption’ yarattı, yani alıştığımız düzende bir sapma oldu. Esnek çalışabildiğimizi gördük ve gerek çalışanlar bu deneyimden gerekse şirketler bu kolaylık ve tasarruftan vazgeçmek istemeyecekler. HAN olarak şunu söyleyebiliriz ki teknolojiyi ve esnek çalışmanın kazanımlarını birlikte olmaya tercih etmektense konvansiyonel olanla yeniyi bir araya getiren ‘hibrit’ modele yöneleceğiz. 

“Çalışanların bu dönemde dikey plazalardan korktuğunu anladık. Plazalara talep olmayacak diye bir şey yok aslında sadece plaza kültürü dönüşüyor. Aklı ve ruhu olan plazalara ve ofis binalarına her zaman talep olacak. Plazaların akıllı olanları: bina yönetim sistemleriyle kendilerini güncelleyenler, ruhu olanlar ise kullanıcı deneyimine önem verenler olacak. Depreme dayanıklılık, içerideki temiz hava ve hijyen çok önem kazandı. Çoklu kullanıcının olduğu bir çalışma ortamına/çalışma düzenine doğru geçiyoruz. Çoklu kullanıcı deneyimini proptech altyapısı ile desteklemek, mekanda esneklik, kontratlarda ve hizmetlerde esnekliğin sağlanması önemli.”

“AVM’lere, otellere gittiğinizde her şey insanları çağırıyor. Ofisler eskiden katma değer sunmayan statik yapılardı. Şimdi bunun değiştiğini görüyoruz. Topluluk yönetimi, kurumsal network ve iş birliği olanakları sunabilen hazır ofise talep arttı.”

Bülent Gürcan:

“Bu dönemde Teknosa olarak sunduğumuz teknolojik ürünlere büyük bir talep olduğunu deneyimledik, satışlarımız arttı.  Çalışan deneyimi ise her zaman gündemimizde. Y ve Z kuşağının en önemli talepleri; uzaktan çalışma, esnek çalışma… Son iki-üç senedir İK’nın odama yaptığı sık ziyaretlerden aldığım geri bildirimi bu şekilde ifade edebilirim. Hem Teknosa’da hem dünyada böyle gelişen bir kültür vardı. Pandemi öncesinde de biz esnek çalışma imkanları sağlıyorduk. Fakat sadece esnek ve uzaktan çalışmanın olduğu bir sistemin de sürdürülebilir olmayacağını söyleyebilirim, ekranın karşısında alkışlamak, el sallamak yetmiyor. Birlikte pasta kesmek, başarıları birlikte kutlamak, omuz sıvazlamak,… Bunlar hepimizin ihtiyacı olan şeyler… Network, birlikte olmak oldukça değerli, umarım tekrar kavuşuruz.

Merter Özay:

“Biz hukukçular sözleşmelerdeki mücbir sebep maddelerini ağırlıklı olarak kopyala yapıştır ile hazırlarken hiç böyle bir durum, özellikle pandemi aklımıza gelmezdi. Artık bunları tartışmaya başladık, bir yerde genlerimize işledi ve bundan sonra da bu refleksle hareket edeceğiz. Yeni dönemde işi hukuku başta olmak üzere Borçlar Hukuku, Kişisel Veriler Hukuku, Ticaret Hukuku, İdare Hukuku başta olmak üzere sayısız alanda ve sözleşmelerde düzenlemeler yapılması gerekiyor. Bunun hukuki hazırlık boyutunu düşünüp müvekkillerimizle müzakeresini yapıyoruz.”

Dr. Rıza Kadılar:

“Yapılan işe, bulunulan sektöre ve şirket kültürüne göre hangi alışkanlıkların kalıcı olacağı değişecek. Burada mühim olan verimlilik ve çalışan deneyimi anlamında avantajlı olan değişimlerin kalıcı olabilmesi. Maalesef hala bir çok yönetici pandemi öncesine duyulan özlem ile hareket ediyor. Çalışan deneyimi açısından durum bir nebze daha karışık. Bir yandan uzaktan erişimin sağladığı özgürlük ve olanaklar çok cazip gelirken, diğer yandan da iş özel hayat çizgisinin ortadan kaybolması, mahremiyetin tehdit edilmesi gibi konular ön plana çıktı. Sanırım bundan sonrası için kritik kavram “Hibrit” olacak. Büyük binalarda tek bir kurum yerine bir kurumun birçok mekanda küçük ofisler sağlamasının yeni bir trend olacağını düşünüyorum. Hatta şirketler birçok konuda çalışanlarına voucher verebilirler. Madem ofis alanında ve başka alanlarda maliyelerde azalmaya gidilecek, çalışanlar onlara verilen belli bir bütçe içinden uygun gördükleri çalışma mekanlarında toplantılarını yapıp ortak ama geçici çalışma mekanları seçebilecekler. Tabii bütün bunlar dijitalleşme ve şirketlerin güvenli bulut çözümleri ile işlerini yapmaya devam edebilmesi ile mümkün olacak. Uzaktan da iş birliği yapılabildiği, organize olup sonuç üretilebildiği ve bunun daha da verimli olduğu ortaya çıktıkça bu yönde yeni alışkanlıklar gelişecek. Tabii ki bunun çalışan deneyimi üzerine büyük etkileri olacak.”

Digital Network Alkaş: www.digitalnetworkalkas.com Instagram: @digitalnetworkalkas

Çalışma Alanları ve Alışkanlıkları Nasıl Dönüşüyor?

HAN Levent’te bu hafta Nurus’un 2020 Basın Buluşması’nı hibrit olarak gerçekleştirdik. Ev sahipliği yapmanın, aynı mekânda birlikte paylaşmanın özlemini duyduğumuz bu dönemde, aynı zamanda yeni alışkanlıklar kazanıyor, online ve offline iletişim akışını yönetmenin heyecanını yaşıyoruz.

Nurus Yönetim Kurulu Başkanı Güran Gökyay’ın sunumuyla başlayan ve sonrasında soru-cevap bölümüyle devam eden Basın Buluşması’nın çıktılarını sizlerle de paylaşmak istiyoruz.

Ofis yerine Workspace

Yeni dönemde re-set attığımız kavram ve mekanların en önde gelenleri; eski deyimle ofisler, yeni deyimle çalışma alanları. Klasik bir sınıflandırma yerine esnek, ihtiyaca ve talebe göre şekillendirilebilen, kişiselleştirilebilir çalışma alanları artık günümüzde mekandan bağımsız. Çalışmak için sadece ofise gitmediğimiz, çalışma konforunu evlerimize de kurgulayabildiğimiz bir geleceği yaşıyoruz.

Bu noktada Nurus, çalışma alanlarında insanların ihtiyaçlarına göre farklılık gösteren yaratıcı alternatifler sunuyor. HAN’da da tecrübe ettiğimiz üzere teknoloji ve deneyim yönetimiyle birçok mekan re-setleniyor. Nurus’un odak noktasında ise terminal, ofis, otel, restoran, eğitim, sağlık gibi farklı sektörler için yenilikçi çözümler yer alıyor. Gökyay’ın güncel bir örnekle desteklediği üzere 16 pandemi hastanesinde Nurus’un, günlük 500 test kapasiteli mobil test kabin üniteleri yer alıyor. Hasta ve çalışan sağlığı ön planda tutuluyor, böylelikle hastane deneyimi yönetimi yeniden yapılandırılıyor, hastanenin içerisine giriş yoğunluğu azaltılabildiği için koronavirüsün bulaşmasına yönelik temas azalıyor.

Made of Nurus adı altında aidiyet ve kurum kültürü değerleri göz önünde bulundurularak hazırlanan Nurus Elements periyodik tablosuyla Nurus’un Mind, Body, Soul ve Rare Elements gruplarını yani Nurus’un DNA’sını görüyoruz. Kurum kültürünü modern ve şematik bir yaklaşımda anlatan tabloda aslında çok yönlü beceriler ve bir “element” ağı var. Tabloda yer verilen liderlik, çeviklik, tutku, birlikte çalışma, deneyim, bağlılık, teknoloji ve tasarım gibi kavramlar yeni dönemde çalışanlar ve kurumlar için oldukça değerli. Gökyay’ın da bahsettiği gibi “aslında eğitim hayatımızın ilk zamanlarından beri öğrendiğimiz tümdengelim tümevarım kavramları. Tüm alanlarda yapılanları takip edince ürün ortaya çıkıyor.”

Ofis malzemeleri içinde yerli enstrüman kullanımı

Ofis mobilyaları alanında Türkiye’nin ilk AR-GE merkezi Nurus’ta; teknoloji, tasarım ve üretim becerisi üst üste koyularak bir araya getiriliyor. Kompozit malzemeler, akustik ses laboratuvarı, plastik enjeksiyon makinaları, robotik ve mekatronik alanlarında çeşitli test ve araştırmalar üzerine çalışmalar yapılan, heyecan verici bir fabrika… Örneğin, akustik ses laboratuvarında farklı malzemeleri bir araya getirerek yeni malzemeler oluşturuluyor, ürünlerin ses emilim düzeyleri ölçülerek ürünler en iyi performanslarıyla tasarlanıyor.

“Nurus’un geçtiğimiz aylarda eve ofis mobilyası satma oranı ciddi şekilde yükseldi. Malzeme sevkiyat ve tedariğinde dünyada aksama var. Biz birçok malzemeyi Türkiye’den tedarik edip işlerimizi finalize etmeye çalışıyoruz. Türkiye’nin üretim gücü çok kıymetli. Aynı zamanda online satış kanalının verimli kullanılması da bu dönemde büyük önem taşıyor.”

İnsan, Çevre ve Tasarım arasındaki denge Teknolojiyle birleştirilerek tasarlanıyor

Bireysel ve kitlesel sağlığın önemini daha da anladığımız bu dönemde teknoloji kullanımı ve altyapısı oldukça ön planda. Nurus’un teknolojiyle ilgili çok ciddi miktarda yatırımı var. HAN Levent’te de toplantı odalarımız için kullandığımız Nurus Links dijital paneller ile uzaktan yönetilebilir sistemler, etkinlik ve verimliliği arttırmak için yer alıyor. Önümüzdeki dönemin hibrit altyapısına göre toplantı odasını nasıl rezerve edeceğim, temizliğini nasıl sağlayacağım gibi detaylar da böylelikle dijital olarak takip edilebiliyor.

Re-Set Workspace

“Hibrit çalışma sistemine geçiş, mobil olarak çalışmaya başlamak… Adaptasyon yetisi bizim kültürümüzde çok fazla var, ona çok güveniyorum. Hayat çok hızlı değişiyor, bu noktada şirketlerin yapılarının değişmiyor olması gibi bir durum olamaz.”

Farklı çalışma sistemlerine nasıl geçeriz, kültürel olarak nasıl destekleriz ve çalışanımıza verdiğimiz değeri nasıl arttırırız gibi sorular bu dönemle kurumlar tarafından üzerine çalışılıyor. İş Dünyası ve Çalışma Alanları Yeni Dönem Raporu, Nurus Guide Book ve Future Bright & HAN Spaces olarak gerçekleştirdiğimiz kalitatif ve kantitatif araştırmalarda, insanı odağımıza alarak yeni dönemde çalışma alanlarının geleceğini için ortak aklı bir araya getirdik. Sadece pandemi değil, beden-ruh-zihin sağlığının ön plana çıkması, demografik yapıların değişmesi, teknolojinin hızla gelişmesi, artan çalışan bilinci, küreselleşme gibi nedenlerle birlikte kalıcı değişimlerin meydana geldiği çalışma hayatları artık eskisi gibi değil.

Çalışma Alanlarının Geleceği

Kaynak: Re-Set Workspace, İş Dünyası ve Çalışma Alanları Yeni Dönem Raporu

Artık mekandan bağımsız olarak çalışabiliyoruz. Uydu ofisler, coworking alanları ve evlerimiz gibi farklı mekanlardan çalışmaya devam edeceğiz. Kitlesel olarak değiştirdiğimiz alışkanlıklarımıza bir örnek olarak, uydu ofis kullanımının şehrin trafiğini bile etkileyeceğine yönelik öngörüleri ele alabiliriz.

Evet, belki bundan sonraki süreçte haftanın her günü ofise gitmeyeceğiz, ofislerin ebatları, tasarımları değişecek veya alıştığımız düzenden çalışmıyor olacağız. Peki iş yerindeki konumlar ve görev tanımları nasıl değişecek? İş Yeri Uzmanı: Workspace Speacialist/Workspace Manager gibi kavramlarla, yeni pozisyonlar yeniden mi yapılandırılıyor?

“Evin içerisinde iş yerinde olması gereken doğru enstrümanların bulunması gerekiyor. Bu enstrümanlar olmadığı zaman sizin ekran başında 8 saat oturmanız zorlaşır.”

Bundan sonraki dönemde evden çalışmanın hayatımızın bir parçası olacağını söylemiştik. Peki kaç kişinin evinde sadece çalışmaya ayrılmış bir alan, beden sağlığını koruyan ergonomik ve sağlığa zararsız malzemelerden üretilmiş mobilyalar ve doğru aydınlatma var. Gökyay katılımcılara uygulamalı olarak gösterirken bir yandan da düşüncelerini şöyle ifade etti: “Çalışırken de belli bir hareket kabiliyetinizin olması gerekiyor. Dik duruş, ergonomi, düzgün oturabilmeniz için destekleyici mobilyalar, sağlığınız için çok önemli. Mekanlarla ilgili deneyim ve standartların daha iyi bir şekilde ortaya çıkartılması gerektiğini düşünüyorum.”

İş Dünyası ve Çalışma Alanları Yeni Dönem Raporumuzu indirmek için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiz.

www.resetworkspace.com/rapor

Etiketler:

Re-Set Workspace, Time to Reset, HAN Spaces, Nurus, Post Covid, Future is Flex, Flex Space, Future of Work, Shared Office, Paylaşımlı Ofis, Workspace, Çalışma Alanları, Technology, Design